
Fotoğraf tarihinin tozlu raflarından değil, hayatın tam da içinden, siperlerden, sokaklardan ve insanın en çıplak halinden süzülüp gelen bir sergi düşünün. Ara Güler Müzesi, Robert Capa Contemporary Photography Center iş birliğiyle hazırladığı “Robert Capa | Gerçek En İyi Fotoğraftır” sergisini yoğun ilgi üzerine 5 Nisan 2026 tarihine kadar uzattı. Bu uzatma haberi, İstanbul’un kültür-sanat trafiğinde acele etmeden, tadını çıkararak derinleşmek isteyenler için adeta bir hediye niteliğinde. 20. yüzyılın en büyük görsel tanıklarından biri olan Capa’nın dünyası, şimdi Ara Güler’in mirasıyla aynı binada, aynı havayı solumaya devam ediyor.
Peki, neden bu sergiyi mutlaka ajandanıza not etmelisiniz? Çünkü Capa, sadece bir savaş muhabiri değil; “Eğer fotoğrafların yeterince iyi değilse, yeterince yakın değilsindir” diyen ve gerçeğin peşinde bedel ödeyen bir anlatıcıydı. Bu seçki, bir efsanenin doğuşundan trajik sonuna kadar olan süreci kapsarken, bizi Türkiye’nin 1940’lardaki bilinmeyen karelerine de götürüyor.
Sergi, Robert Capa’nın (asıl adıyla Endre Friedmann) 1932 yılında Kopenhag’da Leon Trotsky’yi fotoğrafladığı ilk profesyonel işiyle kapılarını aralıyor. Bu başlangıç, sadece bir kariyerin değil, dünya tarihini değiştiren anların görsel kaydının da miladı sayılır. İzleyici, Capa’nın deklanşörüyle İspanya İç Savaşı’ndan İkinci Dünya Savaşı’nın ikonik anlarına, oradan da 1954 yılında Hindiçin’de bastığı o son mayınla biten trajik yolculuğuna şahitlik ediyor.
Serginin ismi, Capa’nın fotoğraf felsefesini özetleyen bir aforizmadan geliyor: “Gerçek en iyi fotoğraftır.” Bu cümle, kurgudan uzak, anın tüm sertliği ve zarafetiyle kağıda dökülüşünün altını çiziyor. Müze duvarları arasında dolaşırken, bir fotoğrafçının nasıl bir “persona”ya dönüştüğünü ve görsel dilinin nasıl bir ustalıkla olgunlaştığını adım adım izlemek mümkün.
Serginin belki de en heyecan verici ve yerel dokuya en çok temas eden bölümü, Robert Capa’nın 1946 yılında Türkiye’ye yaptığı ziyaretten süzülen 37 karelik özel seçki. ‘March of Time’ haber filmi serisi için ülkemize gelen Capa; İstanbul’un gündelik telaşından Ankara’nın o döneme özgü modern mimarisine, Anadolu’nun kırsal manzaralarından insan portrelerine kadar geniş bir yelpazeyi vizörüne hapsetmiş.
Günümüzden tam seksen yıl öncesine ait bu gümüş jelatin baskılar, Türkiye’nin o dönemki sosyal ve kültürel atmosferine dair eşsiz bir görsel arşiv sunuyor. Ara Güler’in kendi arşivinin titizliğiyle harmanlanan bu bölüm, iki usta ismin farklı zamanlarda aynı coğrafyaya nasıl baktığına dair sessiz bir karşılaştırma yapma imkânı da tanıyor.
Doğuş Grubu’nun vizyonuyla hayata geçen Ara Güler Müzesi, bu sergiyle uluslararası bir köprü kurmayı başarıyor. Budapeşte’deki Capa Center ile başlayan bu verimli diyalog, İstanbul Macar Kültür Enstitüsü’nün desteğiyle daha da güçlenmiş durumda. Şehrin merkezinde ama gürültünün dışında kalan Yapı Kredi bomontiada, bu retrospektif sergi için en doğru atmosferi sağlıyor.
5 Nisan 2026’ya kadar sürecek olan bu yolculuk, fotoğraf sanatının sadece bir teknik değil, bir yaşam biçimi ve tanıklık olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Eğer gerçeğin peşinde, bir parça nostalji ve bolca ilham dolu bir gün geçirmek isterseniz, rotanızı Şişli’nin bu tarihi köşesine çevirin.






