Galerie Max Hetzler’in Berlin’de “ON PAPER” Sergisi

TowerSokakBerlin1 hafta önce46 Tıklanmalar

Kağıt, sanat tarihinde genellikle büyük yağlı boya tabloların veya devasa heykellerin gölgesinde kalmış, hazırlık aşaması ya da taslak olarak yaftalanmış bir mecra gibi görünse de, Galerie Max Hetzler’in Berlin’deki Goethestraße 2/3 mekanında açılan “ON PAPER” sergisi bu algıyı yerle bir ediyor. 7 Mart 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilecek olan bu sergi, kağıdın sadece bir yüzey değil, başlı başına bir direniş ve yenilik alanı olduğunu kanıtlayan dev bir seçki sunuyor.

Kuşaklar arası bir köprü kuran sergi; Giulia Andreani’den Paul McCarthy’ye, Katharina Grosse’den KAWS’a kadar otuzun üzerinde sanatçıyı bir araya getirerek kağıdın esnekliğini, hassasiyetini ve zamansızlığını kutluyor.

Serginin kalbinde, kağıdı bir “eylem alanı” olarak gören sanatçılar yer alıyor. Kağıdın boyayı emiş hızı ve jestlere verdiği anlık tepki, bu mecrayı diğerlerinden ayırıyor.

Katharina Grosse: Prizmatik renk dağılımlarıyla kağıdı adeta bir ışık laboratuvarına dönüştürüyor.

Eddie Martinez: İçgüdüsel ve “otomatik” çizgileriyle kağıdın ham enerjisini dışa vuruyor.

Tursic & Mille: Soyutlama ve renk oyunlarıyla kağıdın maddeselliğini sorguluyor.

Bu sanatçılar için kağıt, hatayı kabul eden ama her fırça darbesinin kaydını tutan sadık bir tanık gibi işliyor.

Kağıt sadece kaosun değil, aynı zamanda kusursuz düzenin de mekanıdır. Bridget Riley’nin renk ve form arasındaki armoniyi arayan geometrik araştırmaları, kağıdın bir matematiksel düzlem olarak nasıl kullanılabileceğini gösteriyor. Öte yandan, Günther Förg’ün 1992 tarihli on altı parçalık akrilik serisi, sanatçının meşhur “Farbfeld” (Renk Alanı) serisinin bir parçası olarak monokrom soyutlamanın sınırlarını kağıt üzerinde test ediyor. Kağıdın dokusu, Förg’ün fırça darbelerine derinlik kazandırırken, her bir parça tek başına birer meditasyon alanı sunuyor.

Kağıdın “arşivlik” doğası, onun hafızayı tutma kapasitesini de beraberinde getirir. Giulia Andreani, kendine has “Payne’s grey” (mavi-gri arası bir ton) rengiyle yaptığı portrelerde kağıdı geçmişin tozlu sayfalarını aralamak için bir araç olarak kullanıyor.

Ölümün ve geçiciliğin simgesi olan kuru kafa motifiyle Victor Man, kağıdı bir memento mori (ölümü hatırla) alanına dönüştürürken; Glenn Brown sanat tarihi kaynaklarını deforme ederek geçmişle bugünü iç içe geçiren tekinsiz anlatılar yaratıyor. Walton Ford ise tarihsel gerçekleri fantastik imgelemiyle birleştirerek, suluboyanın o şeffaf ve aydınlık doğasını vahşi doğa tasvirleriyle buluşturuyor.

Grace Weaver ve Louise Bonnet, kadın figürünü betimlerken kağıdın hassas doğasından faydalanıyorlar. Bonnet’in anatomik olarak abartılı ama duygusal olarak son derece tanıdık figürleri, kağıt üzerinde hem kırılgan hem de sarsılmaz bir duruş sergiliyor. Vivien Zhang ise göç eden kelebeklerden dünya haritası projeksiyonlarına kadar geniş bir yelpazeyi kullanarak kimlik ve diaspora temalarını işliyor. Zhang’ın kağıt üzerindeki müdahaleleri, aidiyet kavramının ne kadar çok katmanlı olduğunu hatırlatıyor.

Ekoloji ve Organik Bir Tortu Olarak Kağıt

Kağıdın kendisi organik bir malzemedir ve bu sergi, bu kökeni unutmayan sanatçılara da yer veriyor.

Ida Ekblad: Akışkan takımadaları andıran kompozisyonlarıyla kağıdı doğanın bir parçası kılıyor.

Jeremy Demester: Çay ile boyanmış el yapımı pamuklu kağıtlar ve kenevir kağıdı üzerine çalışarak, malzemenin topografya ile olan ilişkisini güçlendiriyor.

Jake Longstreth: Güneşin altında kavrulmuş gibi duran manzaralarıyla bizi ekolojik bir gözleme davet ediyor.

KAWS’ın ikonik “CHUM” karakteri, çatlamış taşlar ve uzaktaki ağaçlarla betimlenen klasik bir manzarada boy gösterirken; Martin Kippenberger’in ünlü otel kağıtları çizimleri, sanatçının günlük hayatının ve seyahatlerinin otantik bir kaydı olarak karşımıza çıkıyor. Bu eserler, kağıdın sadece “yüksek sanat” için değil, bir peçete kenarından bir otel antetli kağıdına kadar her anın sanata dönüşebileceği fikrini pekiştiriyor.

“ON PAPER”, kağıdın sadece üzerine bir şeyler çizilen bir yüzey olmadığını; onun bir deri, bir harita, bir arşiv ve bazen de başlı başına bir heykel olduğunu gösteriyor. 2026’nın bu önemli grup sergisi, dijitalleşen dünyada analog bir materyalin neden hala vazgeçilmez olduğunu anlamak isteyenler için eşsiz bir fırsat.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Yorum bırakın

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3