
Barbican Centre’ın brütalist beton koridorlarından Apartman No:26’nın Londra katına sızan ışık, bu kez iki dev ismin gölgesini beraberinde getiriyor. Londra’nın o kendine has, gri ama mağrur silüeti, 20. yüzyılın varoluşçu heykeltıraşı Alberto Giacometti ile çağdaş sanatın sınır tanımaz ismi Lynda Benglis‘in ilk kez yan yana geldiği bu tarihi sergiye ev sahipliği yapıyor. Bu sadece bir müze sergisi değil; zamanın ve mekanın ötesinde, formun nasıl büküldüğünü, uzadığını ve nihayetinde nasıl “canlı” bir dokuya dönüştüğünü gösteren bir düello. Giacometti’nin zayıflıktan kaybolmak üzere olan o meşhur figürleri, Benglis’in patlamaya hazır, organik ve viseral formlarıyla karşı karşıya geldiğinde, bu katın havası her zamankinden daha elektrikli, daha sorgulayıcı. “Neden gitmeliyim?” diye soranlar için cevap basit: İnsan formunun hem en kırılgan hem de en gürbüz halini aynı anda solumak için.
“Encounters: Giacometti” serisinin üçüncüsü olan bu sergi, Benglis’in daha önce hiç görülmemiş yeni eserlerini, bizzat sanatçının seçtiği Giacometti heykelleriyle bir araya getiriyor. Giacometti, 20. yüzyılın o kaotik ve yaralı ruhunu, sanki etinden kemiğinden sıyrılmış, sadece özü kalmış figürlerle anlatırken; Benglis 1960’lardan bu yana formun özgürlüğünü, akışkanlığını ve neredeyse hayvani bir şehvetle genleşmesini savunuyor.
Giacometti’nin dikey ve çekingen dünyası ile Benglis’in yatay ve istilacı estetiği arasındaki bu zıtlık, izleyiciyi bir tür duygusal sarkaçta sallıyor. Apartman sakinlerimizin Kazan Dairesi’ndeki sinematografik etkiden alışık olduğu o dramatik ışık gölge oyunları, burada heykellerin arasında fiziksel bir gerçekliğe dönüşüyor.
Barbican’ın sert geometrisi, bu sergi için kusursuz bir fon oluşturuyor. Benglis’in organik formları, Barbican’ın beton duvarları arasında adeta birer “yabancı organizma” gibi yaşarken, Giacometti’nin figürleri o devasa boşlukta insanın yalnızlığını haykırıyor. Benglis’in oyunbaz ama bir o kadar da visceral dili, Giacometti’nin tarihsel ağırlığıyla birleştiğinde ortaya çıkan şey, sadece heykel sanatı değil; bir “var olma” biçimi.
Bu iş birliği, Barbican ve Fondation Giacometti’nin, Yeni Delhi’deki Kiran Nadar Museum of Art ortaklığıyla hayata geçirdiği geniş bir vizyonun parçası. Sergide dolaşırken, iki farklı kuşağın birbirine nasıl dokunduğunu, formun bazen nasıl sustuğunu bazen de nasıl çığlık attığını göreceksiniz.
Bu sergi, Londra’nın kültür takviminde 2026 baharının en önemli duraklarından biri olarak işaretlenmiş durumda. İşte sergiyi ziyaret etmeden önce çantanıza atmanız gereken detaylar:
Sanatçılar: Lynda Benglis & Alberto Giacometti
Mekan: Barbican Centre, Londra
Tarih: 12 Şubat – 31 Mayıs 2026
Sergi Serisi: Encounters: Giacometti (3. Bölüm)
Önemli Not: Benglis’in sergi için özel olarak seçtiği Giacometti seçkisi, küratöryel bir deha örneği olarak öne çıkıyor.
Apartman No:26’nın bu katında, formun sınırlarını zorlayan bu karşılaşmayı izlerken, belki de kendi içimizdeki o kırılgan Giacometti figürüyle, dışarıya taşmak isteyen Benglis enerjisini uzlaştırabiliriz.






