
Londra’nın kalbinde, Savile Row’da yer alan Sadie Coles HQ, çağdaş resim sanatının en güçlü ve melankolik isimlerinden Polonyalı sanatçı Wilhelm Sasnal‘ı ağırlamaya başladı. Bugün kapılarını açan “family / history” (aile / tarih) başlıklı sergi, ev hayatının o sıcak, korunaklı kozası ile makro politikanın sarsıcı dünyasını aynı tuvalde, eşzamanlı bir enerjiyle çarpıştırıyor.
Mimarlık eğitiminin ardından resme yönelen ve sinematografik bakış açısını tuvallerine yansıtan Sasnal, bu yeni sergisinde bizi hem çok özel anılarımıza hem de kolektif hafızamıza doğru sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor.
Serginin ismi olan “aile / tarih”, Sasnal’ın ele aldığı konuların o kaçınılmaz dualitesini mükemmel bir şekilde özetliyor. Bir yanda sanatçının kendi iç dünyasına ve ailesine ait o samimi, şefkatli portreler var. Diğer yanda ise, bu ev konforunu aşan, onu şekillendiren, genişleten ve çoğu zaman da istikrarsızlaştıran devasa bir politik ve kültürel küre bulunuyor.
Küresel haber bültenlerinden üzerimize yağan o ağır ve sarsıcı imgelerin, evimizin o güvenli ortamında nasıl yumuşatıldığını veya tezat oluşturduğunu fark ettiniz mi? Sasnal tam olarak bu katmanlı insan deneyimini belgeliyor. Sergide aile hayatından sahnelerin hemen yanında, Oval Ofis veya bir NATO zirvesi gibi otorite alanlarını ve politikacıların o “grileşmiş” yüzlerini görmek mümkün.
Sanatçı, resimlerini var olan fotoğrafların veya görüntülerin “cover versiyonları” olarak tanımlıyor. İster arşivlerden çıkarılmış tarihi bir hatıra olsun, ister kendi çektiği bir fotoğraf; her bir resim aslında tuvalin arkasında saklanan ikincil bir görüntüye işaret ediyor.
Ancak Sasnal bu orijinal imgeleri birebir kopyalamıyor, aksine onları eksiltiyor (redüktif bir ilişki kuruyor):
Renkler değişiyor veya basitleşiyor.
Detaylar kasıtlı olarak tuvalden siliniyor.
Desenler ve grafikler, resimsel bir jest olarak abartılıyor.
Tıpkı hiçbir zaman tam anlamıyla güvenilir olmayan ama o dokunaklı anların hissini korumayı başaran “hafızanın ta kendisi” gibi… Bu tablolar bize katı bir gerçekliği değil, o anın veya olayın özünü sunuyor.
Sergide aile ve politikanın yanı sıra Sasnal’ın büyük bir tutkuyla geri döndüğü bir başka tema daha var: Müzisyenler. Sanatçının müzisyen portreleri, eserlerin otobiyografik yankısını genişletiyor. Hayranlık duyulan bir müzisyenin, belirli bir dönemi, mekanı veya hissi tek başına nasıl çağırabildiğine şahit oluyoruz. Yıllar süren bir mesafenin ardından geçmişe dönen sanatçı, deneyimlenen veya tanık olunan anları adeta boyanmış bir albümde yeniden özetliyor.






