
Bugün, 2026’nın o karmaşık ve sorgulayıcı atmosferinde, geriye dönüp 2025’in en “ağır” ama bir o kadar da zarif yapımlarından birine bakıyoruz: Félix Dufour-Laperrière’in Death Does Not Exist (La mort n’existe pas) filmi.
Bu film, sadece bir politik aktivizm hikayesi değil; eylemin bittiği, silahların sustuğu ve ideolojilerin çöktüğü o karanlık boşlukta hayatta kalmanın etik bir yüke nasıl dönüştüğünü anlatan görsel bir şiir.
Hélène ve bir grup genç aktivist, büyük umutlarla silahlı bir saldırı planlar. Ancak saldırı gerçekleşmeden çöker. Hélène kaçar, yoldaşlarını geride bırakır ve hayatta kalır. Ancak film burada bitmez, asıl burada başlar.
Hélène, kaçtığı yerde eski bir grup üyesi olan Manon’un hayaletiyle (hem psikolojik hem de metaforik olarak) yüzleşmek zorunda kalır. Death Does Not Exist, bir “kaçış” filmi değil, bir “kaçamama” filmidir. İnancın hafızaya, eylemin ise bitmek bilmeyen bir vicdan azabına dönüştüğü o içsel hapishaneyi anlatır.
Dufour-Laperrière, bu hikayeyi anlatmak için neden animasyonu seçti? Çünkü bazı duygular gerçekliğin sert köşelerine sığmaz. Film; soyutlama, tekrar ve rüya mantığını kullanarak etik çatışmaları somutlaştırıyor.
El Çizimi Minimalizm: Karakterlerin iç dünyasındaki belirsizliği yansıtır.
Alegorik Anlatım: Politik şiddet, kanlı bir sahne yerine sembolik bir “yankı” olarak sunulur.
Ses Tasarımı: Zeneb Blanchet ve Karelle Tremblay’in sesleri, anlatının şiddet dolu geçmişiyle tezat oluşturan sakin bir yoğunluk sunar.
2026 yılındaki izleyici kitlesi, kolektif hareketlerin parçalanmasına ve bireylerin kendi etik sorumluluklarıyla baş başa kalmasına yabancı değil. Film, günümüzün aktivist yorgunluğunu ve ideolojik hayal kırıklıklarını tam kalbinden yakalıyor.
Filmin en sarsıcı tarafı, hayatta kalmayı bir rahatlama olarak değil, bir soru işareti olarak sunması. Dufour-Laperrière, izleyiciye ideolojik bir çıkış yolu sunmuyor. Aksine, eylem durduğunda ahlaki sorumluluğun bitmediğini, aksine kişiselleşerek daha da ağırlaştığını savunuyor.
“Politik bir eylemden vazgeçmek, onun etkilerini yok etmez; sadece onları içselleştirir. İnanç hafızaya, sonuç ise bir hayalete dönüşür.”
Eğer sinemadan sadece hikaye değil, bir felsefi deneyim bekliyorsanız bu film sizin için. Death Does Not Exist, politik başarısızlığı bir yenilgi olarak değil, kimliği ve inancı yeniden şekillendiren kalıcı bir durum olarak kurguluyor. 2026’nın o “post-belirlilik” sinemasının en güçlü örneklerinden biri.






