
Sanatın sadece statik bir nesne olmaktan çıkıp, kendi solunumu olan canlı bir organizmaya dönüştüğü o nadir anlardan birine tanıklık etmeye hazır mısınız? Londra’nın çağdaş sanat duraklarından White Cube Bermondsey, Şubat ayında kapılarını Çek sanatçı Klára Hosnedlová’nın Birleşik Krallık’taki ilk solo sergisi olan “Echo” ile açıyor. 1990 doğumlu sanatçı, iğne ile kurguladığı o uçucu, fotogerçekçi dünyasını bu kez devasa heykeller ve yaşayan mantar dokularıyla birleştirerek galeri alanını bir laboratuvar ile sahne arasındaki o tekinsiz bölgeye taşıyor.
Hosnedlová’nın sanatsal pratiği, genellikle insan bedeninin kırılganlığını ve bu kırılganlığın mimari ya da teknolojik yapılarla kurduğu gerilimli ilişkiyi inceler. Ancak “Echo”, bu araştırmayı bir adım daha ileri götürüyor. Sergi alanı, sadece eserlerin sergilendiği bir mekan değil; izleyiciyi içine çeken, kurgulanmış bir sahne ve aynı zamanda biyolojik bir deney alanı olarak kurgulanmış.
Sanatçı, imzası haline gelen fotogerçekçi nakışlarını, bu kez büyük ölçekli heykellerin ve tekstil yerleştirmelerin içine gömüyor. Bu nakışlar, uzaktan bakıldığında kusursuz birer fotoğraf gibi görünse de, yaklaştıkça binlerce iğne darbesinin yarattığı o yoğun ve sabırlı emeğin izlerini ele veriyor. Bu titiz işçilik, serginin genelindeki kaba, brütalist heykel formlarıyla tezat oluşturarak izleyicinin algısını sürekli uyanık tutuyor.
“Echo” sergisini Hosnedlová’nın önceki çalışmalarından ayıran en çarpıcı unsur, sanatçının ilk kez bir medyum olarak yaşayan miselyum mantarını kullanması. Sanatçının stüdyosunda aylarca yetiştirilen bu mantar dokuları, heykellerin yüzeylerine entegre edilmiş durumda. Bu, serginin ismindeki “yankı” kavramına biyolojik bir boyut katıyor: Mantarlar, sergi süresince büyümeye, renk değiştirmeye ve formlarını dönüştürmeye devam edecek.
Bu yaşayan biyolojik ağ, sanatçının kontrolü dışındaki bir süreci galeriye dahil ediyor. Sanat eseri burada tamamlanmış bir son ürün değil, sürekli bir oluş halindeki bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Mantarın topraktan aldığı besini bir iletişim ağına dönüştürmesi gibi, Hosnedlová’nın sergisi de Berlin’deki önceki yerleştirmesi “embrace”ten gelen görsel yankıları Londra’nın kalbine taşıyor.
Klára Hosnedlová, genç yaşına rağmen küresel sanat dünyasında kendine çok özel bir yer edinmiş durumda. Berlin’in ikonik müzesi Hamburger Bahnhof’ta yakın zamanda sergilenen büyük projesinin bir devamı niteliğinde olan “Echo”, aynı zamanda sanatçının New York’taki New Museum’un atriyumu için hazırladığı yeni siparişiyle de eş zamanlı olarak gerçekleşiyor. Bu yoğun ajanda, sanatçının sunduğu görsel dilin bugün neden bu kadar ilgi gördüğünü kanıtlıyor: Hosnedlová, dijitalleşen dünyamızda dokunsallığın, organik olanın ve el emeğinin yarattığı o derin “yankıyı” yeniden keşfediyor.
Serginin küratöryel zemininde yer alan Sam Bardaouil moderatörlüğündeki sanatçı konuşmaları, Hosnedlová’nın eserlerindeki şiirsel duyarlılığı ve entelektüel derinliği daha da belirginleştiriyor. Sergi boyunca izleyiciye eşlik eden tekstil dokuları, sadece görsel bir şölen sunmakla kalmıyor, aynı zamanda mekanın akustik hafızasını da değiştiriyor. Işığın ve gölgenin bu hibrit yapılar üzerindeki oyunu, izleyiciyi bir bilim kurgu setinde mi yoksa antik bir kalıntının içinde mi olduğu konusunda kararsız bırakıyor.
“Echo”, bir sergiden ziyade bir deneyim. Hosnedlová, bizi ipliğin hafızasından mantarın gizemli büyümesine, heykelin sertliğinden tekstilin yumuşaklığına uzanan çok katmanlı bir yolculuğa çıkarıyor. Eğer White Cube Bermondsey’in devasa salonlarında dolaşırken mantarların yavaşça değiştiğini veya nakışlardaki bir yüzün size tanıdık geldiğini hissederseniz, bilin ki bu sanatçının zihninizde yarattığı o meşhur “yankı”dır. 29 Mart’a kadar devam edecek olan bu sergi, günümüz sanatının doğa ve teknoloji ile kurduğu o yeni, organik bağı anlamak isteyenler için kaçırılmaması gereken bir durak.
Sanatçı: Klára Hosnedlová
Sergi Başlığı: Echo
Tarih: 11 Şubat – 29 Mart 2026
Mekan: White Cube Bermondsey






