Berlin’in Beton Çatlaklarında Büyüyen Direniş: “Hearing the Weeds Grow”

TowerBerlinSokak1 saat önce2 Tıklanmalar

Apartmanımızın Berlin katından, Frankfurter Tor’un o rüzgarlı ve heybetli kulelerinin gölgesinden bildiriyorum. Şehrin en işlek damarlarından birinde, Galerie im Turm’da, şu sıralar sessiz ama derinden bir istila yaşanıyor. Ancak bu bildiğiniz istilalardan değil; daha çok görmezden gelinenin, “istenmeyenin” ve sistemin çatlaklarından sızanların kendini hatırlatması. “Uglier, Louder, Taller, Weirder – Hearing the Weeds Grow” (Daha Çirkin, Daha Gürültülü, Daha Uzun, Daha Tuhaf – Yabani Otların Büyümesini Duymak) sergisi, yabani otları sadece botanik birer unsur olarak değil, birer direniş öznesi olarak merkeze alıyor.

Neden bu sergiyi mutlaka görmelisiniz? Çünkü modern şehir hayatında hepimiz biraz “yabani ot” gibiyiz; verimlilik esaslı ekonomik sistemlerin içinde kendi varlığımızı korumaya çalışıyor, istenmediğimiz yerlerde kök salıyor ve betonun en sert yerinden çiçek açıyoruz. Küratörlüğünü Anaïs Senli, Lorena Juan, Sonia Fernández Pan ve Syvia Sadzinski’nin üstlendiği bu seçki, Berlin’in yeraltı enerjisini video sanatı üzerinden yüzeye çıkarıyor. Eğer hazırsanız, apartmanın kazan dairesinden yükselen dumanları takip edelim ve bu beş haftalık video maratonunun katmanlarına sızalım.

Yabani Otlardan Ne Öğrenebiliriz?

Serginin ana omurgasını oluşturan “Louder, Taller, Uglier, Weirder – Learning from Weeds” projesi, bir yıl boyunca Berlin’in farklı belediye galerilerini dolaşacak bir anlatının ikinci durağı. Buradaki temel soru şu: Bir eylem ne zaman “yabani otvari” (weedy) hale gelir? Dilimizde, kurumlarımızda ve gündelik hayatımızda “ayıklama” (weeding) yapmak ne anlama gelir?

Sergi, yabani otu bir metafor olarak kullanarak marjinalleştirilmiş bedenleri, queer kimlikleri ve antifaşist direnişleri onurlandırıyor. Verimlilik ekonomisinin dışında kalan, “yararsız” görülen her şeyin aslında hayatın ta kendisi olduğunu hatırlatıyor.

Kazan Dairesinden Haftalık Rapor: Beş Sanatçı, Beş Direniş

Galerie im Turm, bu sergi süresince adeta bir sinema salonuna dönüşüyor. Her hafta farklı bir sanatçının işine odaklanan programda, videolar her saat başı ve buçuklarda dönüyor. İşte bu katın havasını değiştiren o haftalık döngü:

1. Hafta: Marta Popivoda – Direnişin Peyzajı (11.02 – 15.02.2026)

Sergi, Yugoslavya’nın ilk kadın partizanlarından Sonja’nın anılarıyla açılıyor. Landscapes of Resistance, 97 yaşındaki bir antifaşist savaşçının belleğini bugünün bedenlerine taşıyor. “Bir manzara nasıl konuşur?” sorusunun peşine düşen Popivoda, radikal yavaşlık prensibiyle doğanın sadece bir fon değil, olayların sessiz bir tanığı ve anlatıcısı olduğunu kanıtlıyor.

2. Hafta: Crystal Z Campbell – Makahiya (16.02 – 22.02.2026)

Tagalog dilinde utangaçlık veya utanç anlamına gelen Makahiya, dokunulduğunda yapraklarını kapatan Mimosa pudica bitkisini merkezine alıyor. Campbell, bu hassas bitki üzerinden Filipinler’in sömürge geçmişini ve ABD militarizminin izlerini sürüyor. Arşivsel bellek ile bitkisel duyarlılığın iç içe geçtiği sarsıcı bir deneme.

3. Hafta: Aasgaard & Armstrong – Los Tres Puntos (23.02 – 01.03.2026)

Apartmanımızın modern ve satirik köşesindeyiz. Bir hostel resepsiyonistinin astroloji podcast’i üzerinden ilerleyen bu video, neoliberalizmin yarattığı güvencesizliği bir pembe dizi estetiğiyle eleştiriyor. Mesaj yazarken beliren o üç noktayı duyabilen bir karakterle, etik gri bölgelerde dolaşıyoruz.

4. Hafta: John Smith – Being John Smith (02.03 – 08.03.2026)

Londra ekolünün usta ismi John Smith, İngilizcedeki en jenerik isme sahip olmanın ironisini kendine has mizahıyla anlatıyor. Kişisel fotoğraflar ve internet buluntularıyla örülü film, sıradan insanların paylaştığı varoluşsal kaygılara ayna tutuyor. Smith’in otobiyografik ama bir o kadar da evrensel dili, izleyiciyi sıradanlığın politikasıyla yüzleştiriyor.

5. Hafta: Laura Nitsch – Violett (09.03 – 15.03.2026)

Serginin kapanışını yapan Violett, yoksulluk ve queer kimliğin kamusal alandaki tarihsel kesişimine odaklanıyor. 20. yüzyıl başındaki “Kızıl Viyana”nın mahkeme kayıtlarından yola çıkan Nitsch; işçi sınıfı lezbiyenlerin direnişini, hafıza kırıntıları ve performansla yeniden inşa ediyor.

Ziyaret Notları: Frankfurt Kapısı’nda Bir Mola

Eğer bu aralar Berlin’deyseniz ve Frankfurter Tor’un o gri, rüzgarlı havasından biraz uzaklaşıp köklerinizi hatırlamak isterseniz, Galerie im Turm doğru adres.

  • Mekan: Galerie im Turm, Frankfurter Tor 1, 10243 Berlin.

  • Giriş: Ücretsiz. (Belediye galerilerinin o kapsayıcı ruhu!)

  • Ziyaret Saatleri: Pazartesi-Cuma 12:00-18:00, Cumartesi-Pazar 14:00-19:00.

Editörün Notu: Serginin sunduğu “yabani ot” perspektifi, şehirdeki hızımıza verilmiş bir mola gibi. Apartmanın bu katında dolaşırken, aslında her birimizin o betonun arasından başını uzatan inatçı birer filiz olduğunu hissedeceksiniz.

Berlin’in sanat dolu sokaklarında, bir başka sergi incelemesinde görüşmek üzere.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Yorum bırakın

Önceki Gönderi

Sonraki Gönderi

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3