
Şu sıralar yolunuz Tiergarten yakınlarındaki Haus am Lützowplatz (HaL) galerisine düşerse, son yılların en derinlikli ve sarsıcı sergilerinden biriyle karşılaşmaya hazırlanın. Bosna doğumlu sanatçı Radenko Milak, Berlin’deki ilk kapsamlı kurumsal sergisi olan “Post-Millennium Tension” ile izleyiciyi 21. yüzyılın tekinsiz sularında bir keşfe çıkarıyor.
8 Mart 2026’ya kadar sürecek olan bu sergi, sadece bir resim seçkisi değil; aynı zamanda kolektif hafızamızın tozlu raflarına yapılmış siyah-beyaz bir yolculuk niteliği taşıyor.
Serginin başlığı olan “Post-Millennium Tension” (Milenyum Sonrası Gerginlik), rastgele seçilmiş bir isim değil. 1996 yılında İngiliz müzisyen Tricky, “Pre-Millennium Tension” albümünü yayınladığında, dünya 2000 yılına girmeye hazırlanırken hissedilen o tuhaf, karanlık ve belirsiz heyecanı notalara dökmüştü.
Aradan geçen otuz yılın ardından Radenko Milak, bu kavramı “Post” (Sonrası) ekleyerek günümüze taşıyor. Sanatçıya göre artık o beklenen “gelecek” geldi ve beraberinde beklediğimizden çok daha fazla istikrarsızlık, belirsizlik ve yapısal bozulma getirdi. Serginin küratörü Max Dax, bu alt metni ustalıkla kullanarak, Milak’ın eserlerini “çivisinden çıkmış bir dünyanın” görsel günlüğü olarak kurguluyor.
1980 yılında Bosna’nın Travnik şehrinde doğan Milak, çocukluğunu ve gençliğini savaşın, göçün ve siyasi dönüşümlerin gölgesinde geçirmiş bir isim. Bu arka plan, onun “ikonik görüntülere” olan yaklaşımını doğrudan şekillendiriyor. Sanatçı, dünya tarihine damga vurmuş, hepimizin zihnine kazınmış ikonik fotoğrafları alıyor ve onları siyah-beyaz sulu boya (akvarel) tekniğiyle yeniden üretiyor.
Peki, neden fotoğraf değil de sulu boya?
Mecra Değişimi: Dijital fotoğrafın hızı ve “tarafsızlık” iddiası, Milak’ın fırçasında yavaşlıyor ve subjektif bir derinlik kazanıyor.
Siyah-Beyazın Gücü: Renklerden arındırılmış bu devasa tablolar (bazıları onlarca küçük kağıdın birleşmesiyle oluşuyor), izleyiciyi detaya ve formun kendisine odaklanmaya zorluyor.
Kolektif Bilinçaltı: Milak, bildiğimiz görüntüleri “yabancılaştırarak” onlarla kurduğumuz bağı sorgulatıyor. Bir savaş karesi veya bir uzay mekiği görüntüsü, sulu boyanın o puslu dokusuyla birleştiğinde, rüya ile gerçek arasında bir yerlerde asılı kalıyor.
Sergi, tarihsel olarak oldukça geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Milak, anlatısına Francisco de Goya’nın Savaşın Felaketleri (1810-14) serisine atıfta bulunarak başlıyor. Bu, şiddetin ve yıkımın insanlık tarihindeki sürekliliğine dair güçlü bir giriş.
Ardından gelen eserlerde kronolojik bir sıçrama yaşıyoruz:
İkinci Dünya Savaşı: Köln’ün bombalanmış sokakları.
Kült Sinema: Stanley Kubrick’in 2001: Bir Uzay Destanı filmindeki yapay zekâ tasviri. (Yapay zekanın bugün geldiği nokta düşünülürse, ne kadar manidar!)
Terör ve Siyaset: 1972 Münih Olimpiyatları katliamı ve 1989 Berlin Duvarı’nın yıkılışı.
Modern Hedonizm: Serginin güncel duraklarından biri olan Berlin’in meşhur gece kulübü Berghain.
Bu imgeler yan yana geldiğinde, 21. yüzyılın karmaşık düğümlerini, birbiriyle çelişen ideolojileri ve asla bitmeyen o “gerginliği” iliklerinizde hissediyorsunuz. Milak tüm bunları yaparken politik bir yargı dağıtmak yerine, tarafsız bir gözlemci kalmayı tercih ediyor; bu da serginin etkileyiciliğini katlıyor.
Sergiye, sanatçının tüm kariyerine ışık tutan 300 sayfalık dev bir kitap eşlik ediyor. Snoeck-Verlag tarafından basılan ve Udo Kittelmann‘ın kapsamlı bir denemesini içeren bu monografi, Milak’ın sanat tarihindeki yerini sağlamlaştıran bir belge niteliğinde.
Eğer şu an Berlin’deyseniz veya ziyaret etmeyi planlıyorsanız, şu tarihleri ajandanıza mutlaka not edin:
27 Şubat 2026: Sanatçı söyleşisi ve kitap lansmanı (Saat 19:00).
6 Mart 2026: Efsanevi küratör Udo Kittelmann ile kapanış sohbeti (Saat 19:00).
Radenko Milak, Haus am Lützowplatz’da bize şunu söylüyor: Tarih bitmedi, sadece biçim değiştirdi ve her gün yeni bir gerginlik katmanıyla karşımıza çıkıyor. “Post-Millennium Tension”, sadece bir resim sergisi değil, içinde bulunduğumuz çağa dair sessiz ama çığlık atan bir muhasebe. Berlin’in o meşhur kış soğuğunda, zihninizi ısıtacak ve sizi derin düşüncelere sevk edecek bir durak arıyorsanız, Milak’ın siyah-beyaz dünyasına mutlaka adım atın.






