
Roger Ebert’ın 2004 yılında kaleme aldığı bu derinlikli inceleme, bizi sinemanın en dürüst ve cesur portrelerinden biriyle buluşturuyor. A Woman’s Tale, yaşlanmanın ve ölümün Hollywoodvari bir romantizmle değil, hayatın tüm çıplaklığı ve sertliğiyle nasıl karşılanabileceğini gösteren sarsıcı bir başyapıt.
Filmin açılışında, 78 yaşındaki Martha’nın hemşiresi Anna’ya söylediği o meşhur söz, filmin tüm ruhunu özetler:
“Hayatta güzellik makyajdan veya başka şeylerden gelebilir; ama ölümde karaktere güvenmek zorundasınız.”
Martha karakterine hayat veren Sheila Florance, bu cümleyi adeta kendi hayatıyla mühürlemiştir. Filmin çekimleri sırasında gerçekten kanserle mücadele eden Florance, Avustralya Akademi Ödülleri’nde “En İyi Kadın Oyuncu” seçildikten sadece birkaç gün sonra hayata gözlerini yummuştur. Bu gerçeklik, filmi bir kurgudan ziyade bir vasiyetname haline getirir.
Martha, Melbourne’da kiralık bir dairenin birkaç odasında, anıları ve değerli eşyalarıyla yaşar. Kanserin son aşamasındaki tedaviyi reddetmiş, kendi şartlarıyla ölmeyi seçmiştir. Ancak o, sadece ölmeyi bekleyen bir hasta değildir; hayatının son anlarını başkalarına yardım ederek geçirir:
Billy: Savaş anılarıyla yaşayan, sürekli odasında kilitli kalan yaşlı komşusu.
Miss Inchley: 90 yaşında, Martha kadar görmüş geçirmiş olmayan saf bir ruh.
Anna: Martha’nın bağımsızlığı için savaşan, ona bir kız evlat gibi yaklaşan şefkatli hemşiresi.
Martha’nın en büyük savaşı, oğlu Jonathan’ın onu bir bakımevine yerleştirme çabasına karşıdır. Dünya ona teslim ol ve bir köşede sessizce öl derken, o sigarasıyla, kedisiyle ve radyodaki dertli insanlara verdiği tavsiyelerle buradayım ve hâlâ işe yarıyorum diye haykırır.
Yönetmen Paul Cox, ana akım sinemanın dışında duran, insan hayatının karmaşıklığını ve mucizesini kucaklayan bir sinema kahramanıdır. Cox’un kamerası Martha’ya bakarken asla acımaz ama her karesinde derin bir sevgi barındırır:
Çıplak Gerçeklik: Martha’nın banyodaki o zayıf, yaşlı bedeni tüm çıplaklığıyla gösterilir. Bu sahnede estetik bir kaygı değil, karakterin gururu ve savunmasızlığı vardır.
Anıların Ağırlığı: Martha’nın 2. Dünya Savaşı anıları, sadece birer hikaye değil, o anı oradaymışçasına hissettiren canlı sahnelerdir.
Duygusal Dürüstlük: Martha’nın Anna’ya yatak odasını kendi sevgilisiyle buluşması için açması “Bu yatakta öleceğim, senin burada sevmeni istiyorum”, hayatın ve ölümün döngüsüne dair eşsiz bir kabuldür.
A Woman’s Tale, sizi eğlendirecek veya rahatlatacak bir film değil. Sizi, kendi ölümlülüğünüzle ve yaşlılığa bakış açınızla yüzleştirecek bir deneyim. Sheila Florance’ın vaniteden tamamen arınmış performansı, sinema tarihinin en onurlu vedalarından biridir. Roger Ebert’ın da belirttiği gibi; Paul Cox gibi yönetmenler, ticari kaygıların ötesine geçerek sinemayı insani bir değer olarak yeniden doğrularlar.






