
Kuralları yıkmak her sanatçının harcıdır, ancak kendi kurduğu düzeni bile sıkılıp ateşe vermek sadece Francis Picabia gibi dehalara özgüdür. 20. yüzyıl avangardının en ele avuca sığmaz, en çok şekil değiştiren figürlerinden biri olan Picabia, Londra’daki Hauser & Wirth’te açılan kapsamlı retrospektifi Expanding Horizons ile karşımızda. Sanatçının elli yıla yayılan ve türler arasında adeta bir esneklik gösterisi sunan bu benzersiz sergisini mercek altına alıyoruz.
Picabia’yı anlamak, onun hiçbir akıma sadık kalmama konusundaki mutlak sadakatini anlamaktan geçer. Sanat tarihinin bu en oyuncu dehası; izlenimcilikten kübizme, Dadaizm’in hırçın sokaklarından dışavurumcu soyutlamaya kadar her durağa uğramış, ancak hiçbirinde kalıcı olarak ikamet etmemiştir. Comité Picabia iş birliğiyle düzenlenen sergi, onun bu dur durak bilmeyen estetik yolculuğunun tüm evrelerini çarpıcı katmanlarla sunuyor.
Sergideki en erken tarihli eser olan 1902 yapımı manzara resmi, Picabia’nın kariyerinin başındaki İzlenimci döneme nadir bir bakış atıyor. Ancak onun dehası daha 1908’de yönünü fovizme ve kübizme kırmaya başlamıştı bile.
Sanatçının tuvalleri on yıllar boyunca dönüştürme ve eskisinin üzerine yazma alışkanlığının en güzel örneği olan Le Zèbre (Zebra) (1909-1933), arka plandaki Yeni-İzlenimci sahil manzarasının üzerine 1930’larda muzip bir çizgi film estetiğiyle eklenen figürleri barındırıyor.
1910’ların ortasında Marcel Duchamp ile birlikte New York’ta anti-resim manifestolarına girişen Picabia, ardından Zürih ve Paris’teki Dadaistlerin elebaşlarından biri oldu. Ta ki 1921’de, Dada’nın artık yeni ve taze olmadığını söyleyip akımı bizzat reddedene kadar… Yine de 1924 tarihli o meşhur otoportresinde görüldüğü gibi, kelimeleri resmin merkezine alan o muzip Dada ruhu, hayatı boyunca onunla kalmaya devam etti.
1920’lerin ortalarında Paris avangardından ve tek bir üsluba sıkışma fikrinden tamamen bunalan Picabia, Güney Fransa’ya, Côte d’Azur’e taşındı. Cannes kumarhanesinin hemen karşısına demirlediği L’Horizon I adlı yatında ve şatosunda yaşarken, Paris’in entelektüel dayatmalarından uzakta, resminde yeni bir sayfa açtı: Transparencies.
Üst Üste Binen Dünyalar: 1930 tarihli Genèses gibi yapıtlarda karşımıza çıkan bu teknik, antik heykel figürlerinin, doğa unsurlarının ve insan suretlerinin transparan katmanlar halinde üst üste binmesiyle oluşuyor.
Çoklu Başlangıçlar: Tıpkı tablonun ismi gibi, Picabia’nın kariyeri de tek bir kökenden değil, her seferinde yeniden doğan “çoklu başlangıçlardan” besleniyordu. Bu dönem, realizm ile soyutlama arasındaki o tekinsiz sınırda asılı duruyor.
1930’lar ve 40’lar boyunca Picabia, bu kez dönemin Paris Sex Appeal ve Mon Paris gibi erotik mecmua fotoğraflarından yola çıkarak nü resimler yapmaya başladı. Nu de dos devant la mer (1942–1943) tablosunda olduğu gibi, ucuz magazin estetiğini alıp sanat tarihinin klasik nü geleneğiyle çarpıştırdı.
Yüksek sanatla popüler kültürü, kitsch ile avangardı bir araya getiren bu savaş dönemi realist işleri, aslında onun Dada dönemindeki temellük pratiğinin resimsel bir devamıydı. Aynı dönemde bir kartpostaldan yola çıkarak çizdiği Les rochers rouges manzarasında ise açık hava ressamlığının klişeleriyle ince ince dalga geçiyordu.
Savaşın ardından yeniden Paris’e dönen Picabia, bu kez kalın boya dokularıyla şekillenen amorf soyutlamalara yöneldi. Trèfle à une feuille (Tek Yapraklı Yonca) (1946–1947) gibi işlerde, tarih öncesi mağara resimlerinden, Neolitik eserlerden ve Afrika maskelerinden ilham aldı. Bu karanlık ve güçlü formlar, aslında İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’sına hakim olan o derin varoluşsal kaygının ve sıkışmışlığın tuvaldeki çığlığıydı.
Sergi, sanatçının ömrünün son demlerinde ürettiği, figür ile soyutlamayı kadın dudakları ve kıvrımlı hatlar arasında eriten Ilma’s Paris Horizons (1951) gibi kağıt üzeri işlerle son buluyor.
Expanding Horizons, Francis Picabia’nın neden bugün bile hâlâ bu kadar çağdaş ve taze kalabildiğini kanıtlayan sarsıcı bir seçki. Sanatçının Akdeniz çevresindeki dostluklarını ve Picasso, Delaunay gibi devlerle olan bağını inceleyecek bir sonraki büyük adım olan Picabia Méditerranée sergisi de 27 Haziran’da Fransa’da açılacak. Ancak yolunuz bu aralar Londra’ya düşerse, Hauser & Wirth’teki bu görsel bukalemun gösterisini mutlaka listenizin ilk sırasına alın.
(Sergi 1 August 2026 tarihinde sona eriyor.)