
Mevsimlerin değişmesi kadar kesin bir gerçek varsa, o da Gallery Weekend’in şehre geri döndüğüdür. Saat öğleden sonra 13:00, ben şimdiden programın gerisindeyim. Günde en az 20 galeri gezme şeklindeki o aşırı iddialı yıllık ritüel, yerini o anki ruh halime göre şekillenen daha rafine bir seçkiye bırakıyor.
Listenin ilk sırasında, performans sanatının son dönemdeki popüler ismi Göksu Kunak’ın ‘THE VOID’ adlı performansı için Ebensperger var. Instagram hikâyeleri sanat dünyasının yarısının bir gece önce orada olduğunu gösterince, ben de daha az popüler olan bugünü seçerek akıllılık ettiğimi sanmıştım. Ne büyük yanılgı! Kapıya vardığımda, erkenci olmanın verdiği o ukala özgüvenim içerisi tamamen dolu bilgisiyle yerle bir oldu. Şansımı zorlayıp içeri sızmaya çalışsam da kapıdaki kalabalık etten bir duvar gibi örülmüştü. Kuyruğumu kıstırıp geri çekildim ve performansı Instagram hikâyelerinin kenar mahallelerinden izlemekle yetindim.
Biraz hayal kırıklığıyla, bir arkadaşımı da yanıma alıp Paint Shop’a doğru yola koyuluyoruz. Resmi listenin dışına çıkıp bir “Sellerie Weekend” özel seçkisi olan Jens Einhorn’un ‘Reise ohne Ende’ sergisini ziyaret ediyoruz. Einhorn’un eski Doğu Almanya’da geçen çocukluğundan izler taşıyan parlak renkli tabloları bizi karşılıyor. Yağlı boya, akrilik, sprey ve mürekkebin kumaş, ağ, taş ve ziftli kâğıt gibi malzemelerle katmanlandığı bu kolaj-resim süreci, eserlere naif bir hava katmış.
Özellikle ‘Wendekind’ (2025) adlı eser dikkatimi çekiyor. Sıska, koca kafalı bir punk, bir beyzbol sopası ve prefabrik binalar… Tablo, 1990’ların başında Doğu Almanya’da sağcı aşırılıkçı şiddetin, ırkçılığın ve holiganlığın kol gezdiği o karanlık döneme, yani “Beyzbol Sopası Yılları”na atıfta bulunuyor. Eserin bu karanlık bağlamı, kullanılan renkli ve naif stili bir anda acı bir ironiye dönüştürüyor.
Kottbusser Damm’dan yukarı doğru çıkarken, havanın güzelliğine aldanıp Ankerklause’da bir Aperol Spritz molası verme dürtüsüyle savaşıp Trautwein Herleth’e ulaşıyoruz. Stella Zhong’un minimalist heykelleri estetik olarak oldukça tatmin edici olsa da, basın bültenindeki o ağdalı dille bir türlü bağdaştıramıyorum. Bültenin, sanatçının hacimli eserlerinin “korkutucu bölgelere yol açabileceği” yönündeki iddiası… Ne? Belki de sanat dünyasının o anlamsız jargonudur sebep; ama ben pek bir şey anlamıyorum. Dev boyutlu eseri ‘Accumulate into a New Star’ (2026) karşısında bir şeyler hissettim, ama bu gerçek bir duygusal tepki miydi yoksa sadece 6 metrelik devasa boyutundan mı etkilendim, ondan emin değilim.
Hemen köşedeki Kraupa-Tuskany Zeidler’a geçiyoruz. Brook Hsu, yıkılmak üzere tasarlanmış bir bina ile çocuğunu kaybetmiş bir kadının hikâyesini yan yana getiren bir seçki sunuyor. Bu kıyaslamanın ne kadar kasvetli olduğu ancak galeriden çıktıktan sonra kafama dank ediyor. Resimler tamamen mavi ve yeşil tonlarında; sanki tüm sıcaklığı emilmiş, boşluk hissi veren bir soluklukta.
Kreuzberg’in pek radarıma girmeyen üst kısımlarına doğru, Gülbin Ünlü’nün Berlin prömiyeri için Barbara Thumm’a yöneliyoruz. ‘Almost ÜNLÜ’, Berlin’in hayaletleri üzerine bir sergi; sadece Soğuk Savaş’ın gölgeleri değil, aynı zamanda David Bowie’den Grace Jones’a kadar bu şehrin sokaklarında yürümüş ikonların yabancılaşması üzerine… Eserlerin kendisinden bunu bizzat süzebildim mi? Pek sayılmaz. Ancak bilimkurgu esintili, glitch efektli baskıları —özellikle ‘Karanlık Işık’— beni Zhong’un sadece hayal edebileceği o korku diyarlarına götürmeyi başardı.
Sanat yorgunluğunun başladığı noktada, Mitte sınırını geçip Klemm’s galeriye, Wolfgang Tillmans ve Juan Pablo Echevarri’nin plak lansmanına giriyoruz. Gece; şampanya-Monster enerji içeceği karışımları, Maxwell adında tuhaf ve çok uzun bir “Furby” oyuncağıyla tanışmak ve Leipziger Straße’nin ortasında DJ FRZNTE’nin şovunu izlemekle bitiyor. Yani tipik bir Gallery Weekend kapanışı.
Ebensperger: Göksu Kunak: ‘REMAINS’ (28 Haziran’a kadar)
Paint Shop: Jens Einhorn: ‘Reise ohne Ende’ (30 Mayıs’a kadar)
Trautwein Herleth: Stella Zhong (13 Haziran’a kadar)
Kraupa-Tuskany Zeidler: Brook Hsu (27 Haziran’a kadar)
Galerie Barbara Thumm: Gülbin Ünlü: ‘Almost Ünlü’ (27 Haziran’a kadar)






