
“Tuvaller, Bronzlar, Bakır, Çizimler, Kurşun İşler…” Bir sergi başlığından ziyade eski bir dökümhanenin envanter listesini andıran bu kelimeler, aslında Hamburg’daki Galerie Vera Munro’nun iki katına yayılan nefes kesici bir Günther Förg retrospektifini özetliyor. Farklı medyumların böylesine cüretkâr bir biçimde aynı çatı altında toplanması, tesadüfi bir yığından ziyade bizzat “malzeme” tartışmasının kendisini merkeze alıyor. Tuvalin o gergin ve kırılgan yüzeyi, bronzun o kibirli kalıcılığı ve kurşunun zehirli ağırlığı bir araya geldiğinde; sanat dünyasının koleksiyonerler eliyle yarattığı o gizli “değer hiyerarşisi” de ister istemez yüzeye çıkıyor. Hangi yüzey daha saygın, hangi malzeme zamana daha dirençli?
Förg’ün pratiğine biraz olsun aşinaysanız, onun renkle kurduğu ilişkinin romantik bir flörtten ziyade takıntılı bir adanmışlık olduğunu bilirsiniz. Rengin özerkliğini, somut sanatın o katı kurallarıyla ve dışavurumcu bir spontanlıkla aynı potada eritmeyi çok iyi başarıyor. Onun dünyasında hesaplanmış, soğuk bir sistem ile fırçanın o vahşi ve anlık sezgisi yan yana durur. İster o meşhur ızgara (grid) resimlerine, ister kurşun veya renk alanı (color field) işlerine bakın; kural hep aynıdır: Förg’ün resmi tek bir hamlede, tek bir nefeste bitmek zorundadır. Tuvalin ya da malzemenin üzerinde sonradan yapılan tereddütlü düzeltmelere yer yoktur.
Beni bu retrospektifte asıl kendi içine çeken ve galerinin iki katı arasında en çok vakit geçirmeme neden olan şey ise, sanatçının 1987 ile 1990 yılları arasında ürettiği o nadir, büyük formatlı bakır resimleri oldu. Bu işlerin ardında, Lucio Fontana’nın o avangart mirasıyla kurulan muazzam bir diyalog yatıyor. Fontana 1949’da tuvali delip keserek (Tagli ve Bucchi) resmi mekânsal bir boyuta taşıdığında, savaş sonrası sanatında onarılamaz bir gedik açmıştı. Fontana’nın kendi Concetto Spaziale, New York serisinde büyük bakır plakalar üzerinde sergilediği o indirgenmiş, soğuk jest; 1987’de genç Förg için inanılmaz bir kıvılcıma dönüştü. Förg, ustasının o meşhur kesiklerine bir saygı duruşu olarak, bakırın o kızılımsı, metalik yüzeyine parıldayan içbükey dikeyler ekleyerek yanıt veriyor.
Özellikle sergideki 1987 tarihli Fö 389 kodlu bakır işe yakından baktığınızda, malzemenin nasıl kendi başına bir anlatıcıya dönüştüğünü görüyorsunuz. Bakırın o pürüzsüz, neredeyse sıcak ve parlak kızıllığının üzerine atılmış; içinde hafif, uçucu bir yeşil barındıran o indirgenmiş beyaz fırça darbesi… Resmin zeminini pasif bir taşıyıcı olmaktan çıkarıp bizzat eserin kalbine yerleştiren bu tavır, Förg’ün sanat tarihiyle ne kadar özgüvenli ve acımasız bir oyun oynadığının en somut kanıtı. Bakırın o ısıtan, zamanla oksitlenmeye teşne yüzeyi, üzerine atılan o anlık fırça darbesiyle adeta zamanı donduruyor.
Geçmişin ustalarıyla kurduğu bu cüretkâr diyaloğu ve malzemenin o ağırbaşlı isyanını kendi gözlerinizle görmek isterseniz, Galerie Vera Munro’nun bu iki katlı hafıza odasına haziran ayının sonuna kadar uğrayabilirsiniz.
(Günther Förg retrospektifi, 30 Haziran 2026’ya kadar Salı-Cumartesi günleri arasında Hamburg, Heilwigstrasse’deki Galerie Vera Munro’da görülebilir.)






