
İki sanatçı, iki farklı coğrafya ve iki ayrı malzeme dili. Ancak Buchmann Box’ın bu seçkisinde ikisini birbirine bağlayan çok güçlü bir ortak payda var: İkisi de dönüşüm kavramı üzerinden üretiyor. Biri çeliği, diğeri manzarayı dönüştürüyor. Biri kentsel tarihin yaralarını deşerken, diğeri İngiliz kırsalının muğlak ağırlığını yansıtıyor. Mayıs başında Gallery Weekend Berlin’in programında da yer alan bu ikili sergi, galeri takviminin en keskin karşılaşmalarından birini sunuyor.
Bettina Pousttchi — Kamusal Alanın Heykeltıraşı 1971’de Mainz’de doğan, bugün Berlin’de yaşayıp üreten Bettina Pousttchi’nin ismi, 2009 yılında Berlin’de bir binayı tamamen saran devasa fotoğrafik müdahalesiyle dünya gündemine oturdu. Echo adlı bu proje, Temporäre Kunsthalle’nin dört cephesini 970 posterle kaplamıştı; her bir poster, tartışmalı bir şekilde yıkılan Doğu Almanya (GDR) mirası Palast der Republik‘in parlak camlarını yeniden üretiyordu. Altı ay boyunca şehrin tarihi açıdan en yüklü meydanında duran bu yapı, bir imge olduğu kadar bir yıkıntının da temsiliydi; on yıllar süren kötü kentsel politikalara yönelik net bir itirazdı.
Pousttchi, Buchmann Box’taki bu sergisinde Vertical Highways serisinden yeni heykeller sunuyor. Bu eserler, sanatçının daha önce Berlinische Galerie’deki kapsamlı retrospektifinde ilk kez sergilenen işlerinin bir devamı niteliğinde. Kullandığı hammadde fazlasıyla tanıdık ancak asıl bağlamından tamamen koparılmış durumda: Trafik akışını düzenleyen, kamusal alanda hareketi yönlendiren ama çoğunlukla fark dahi edilmeyen yol bariyerleri. Sanatçı bu elemanları endüstriyel bir presle deforme ediyor, dikey bir formda birleştiriyor ve alışılmadık renk seçimleriyle kaplıyor.
Ortaya çıkan sonuç, tam anlamıyla arafta duran nesneler: Deforme edilmiş hâllerinde dahi bariyer olduklarını belli ediyor ve maruz kaldıkları fiziksel kuvvetlerin izini taşıyorlar. Antropomorfik yapıları ve monokrom renkleri ise bu ayrı parçaları bütünleşik bir heykelsi forma kavuşturuyor. Pousttchi bu kavramsal çizgide son derece tutarlı: Sokak bariyerleri, kalabalık yönlendirme tabelaları, yol okları —yani düzeni kuran ama görünmez kalan her şey— onun hammaddesi. Kamusal alanın şeffaf otoritesini görünür kılmak için kullandığı yöntem, o otoritenin araçlarını kendi elleriyle eğip bükmek.
Pousttchi’nin eserleri Hirshhorn Museum, Phillips Collection, Nasher Sculpture Center ve MoCA Shanghai gibi köklü kurumlarda sergilendi. Almanya’da Schirn Kunsthalle Frankfurt, Bundeskunsthalle Bonn ve Berlinische Galerie, sanatçının kişisel sergilerine ev sahipliği yapan başlıca mekânlar arasında. Küçük bir not: Sanatçının Vertical Highways V02 isimli altı metrelik heykeli, kalıcı koleksiyon eseri olarak İstanbul Modern’in önünde de arzıendam ediyor.
Clare Woods — Kırsalın Karanlık Yüzü 1972 doğumlu Clare Woods, sanat hayatına heykel eğitimiyle başladı. Goldsmiths’te yüksek lisansını tamamlayan sanatçı, bugün Hereford’da, Galler sınırına yakın bir noktada yaşıyor ve üretiyor. Yaşadığı bu coğrafyanın dokusu, üretimlerinde kendini oldukça güçlü bir biçimde hissettiriyor.
Woods, büyük ölçekli soyut manzara resimleriyle tanınıyor. Fırça tutuşu ve tonal kontrastları mekânsal bir manipülasyonla kullanış biçimi son derece heykelsi bir boyuta sahip; bu durum, sanatçının heykeltıraşlık geçmişinin tuvale yansıyan doğrudan bir izi. Kullandığı teknik yöntem de oldukça sıra dışı: Kendi çektiği fotoğraflar ile gazete ve dergi görselleri gibi fotografik kaynaklardan yola çıkıyor; bu şablonları büyük alüminyum panellere aktarıyor ve yüzeyi stüdyo zemininde ya da sehpalar üzerinde yatay konumda boyayarak fırçasına mutlak bir özgürlük tanıyor.
Ancak Woods yalnızca bir peyzaj ressamı değil. Son yıllarda pratiğini memento mori geleneğindeki çiçeklere, giderek artan oranda figüratif konulara ve ilk otoportresine doğru genişletti. Kaynak görseli bozarak ve imgeyi kendi bağlamından uzaklaştırarak okunabilirliğin sınırlarına itiyor. Francis Bacon, Louise Bourgeois ve Giacometti’yi kendi mekân anlayışını şekillendiren isimler olarak öne çıkarıyor. Nitekim bu referanslar havada kalmıyor; Woods’un tuvallerindeki o uğursuz, bastırılmış gerilimde bu üç ismin soluğunu açıkça hissedebiliyorsunuz.
Eserleri, Albright-Knox Art Gallery, Arken Museum, The Hepworth Wakefield, Dakis Joannou Koleksiyonu ve Galler Ulusal Müzesi başta olmak üzere pek çok büyük kurumun koleksiyonunda bulunuyor. 2022’de Royal Academy’ye seçilen sanatçının, Buchmann Box’taki bu serginin yanı sıra 2026 takviminde Londra’daki Pitzhanger Manor & Gallery ve Towner Eastbourne sergileri de yer alıyor.
Sonuç: Eğilip Bükülen Gerçeklikler Buchmann Box bu eşleşmeyle izleyiciye çok güçlü bir argüman sunuyor: İki sanatçı da “mevcut olanı” büküyor. Pousttchi çeliği, Woods ise imgeyi. Kentin soğuk ve düzenleyici nesneleri ile İngiliz kırsalının o bastırılmış karanlığı aynı mekânda bir araya geldiğinde geriye ne kalıyor? Fazlasıyla tanıdık ama bir o kadar da tekinsizleşmiş, yepyeni bir gerçeklik.






