Berlin’in avangart sahnesinin önemli duraklarından HAU Hebbel am Ufer, 18 Nisan 2026 tarihinde Leila Hekmat’ın “Roses Rising – The Dinner” adlı performansına ev sahipliği yapıyor. Bu eser, Hekmat’ın tiyatro alanındaki ikinci büyük prodüksiyonu olup, “Gloriette”in ardından sanatçının görsel ve kavramsal derinliğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Performans, burjuva ritüellerinin zehirli atmosferinde kolektif eylem umutlarının nasıl çözüldüğünü, deliliğe ve devrimci fantezilere nasıl dönüştüğünü inceliyor.
Hekmat’ın Sahnesi: Bir Tableau Vivant ve Komedinin Sınırları
Leila Hekmat, “Roses Rising – The Dinner”da dört kendini beğenmiş misafirin katıldığı, sarhoş edici bir akşam yemeği partisini sahneliyor. Bu parti, başlangıçta sıradan bir burjuva ritüeli gibi görünse de, zamanla sarmalayan yanılsamalara, narsistik ajitasyona, öz şüpheye ve isyana duyulan samimi bir özleme dönüşüyor. Hekmat, bu süreci görsel olarak çarpıcı bir şekilde, hem komedi hem de müzikal bir tableau vivant (canlı tablo) unsurlarıyla harmanlayarak sunuyor.
Sanatçının kendine özgü estetiği, titizlikle el yapımı kostümler ve sahne tasarımlarıyla kendini gösteriyor. Bu detaylar, Hekmat’ın 1970’lerin protesto kültürleri üzerine yaptığı kapsamlı araştırmaların ve topladığı materyallerin bir yansıması. Eser, koreograf ve dansçı Shade Théret ile performans sanatçısı ve müzisyen Roman Ole’nin (Roman Lemberg ile birlikte orijinal müziği besteleyip yönetiyor) sürekli işbirliğiyle şekillenen performatif bir kolaj olarak ortaya çıkıyor.
Krizdeki Dünyaya Bir Yanıt: Hareket ve Akşam Yemeği
“Roses Rising”, Gropius Bau ile işbirliği içinde iki bölümlü bir performans olarak sunuluyor ve insanların krizdeki bir dünyaya nasıl bilinçli ve bilinçsiz stratejilerle yanıt verdiğini araştırıyor. “The Dinner” (Akşam Yemeği), Gropius Bau’nun atriumunda 6 ve 7 Mart’ta gerçekleşen “The Movement” (Hareket) adlı performansı takip ediyor. “The Movement”, bu çöküş yaşayan akşam yemeği partisinin tetiklediği performatif ayaklanmanın habercisi niteliğinde.
Hekmat’ın eseri, sadece bir tiyatro gösterisi değil, aynı zamanda toplumsal eleştiri ve sanatsal bir manifestodur. İzleyiciyi, kendi konfor alanlarının dışına çıkmaya, kolektif eylemin imkanlarını sorgulamaya ve isyanın estetiği üzerine düşünmeye davet ediyor. “Pick your pussy up off that floor and make yourself a drink” gibi provokatif ifadeler, eserin sadece görsel bir şölen sunmakla kalmayıp, aynı zamanda derin bir düşünsel sorgulama alanı açtığını gösteriyor.
Leila Hekmat’ın “Roses Rising – The Dinner”ı, sanatın toplumsal meselelere nasıl cesurca yaklaştığını, estetik ve politikayı nasıl iç içe geçirdiğini gösteren önemli bir örnek. Bu performans, izleyiciyi hem güldürüyor hem düşündürüyor, hem rahatsız ediyor hem de ilham veriyor. Kriz çağında sanatın rolünü sorgulayanlar için kaçırılmaması gereken bir deneyim.