
Akademie der Künste’nin üst katında bizi derin bir sessizlik ve yaratıcı bir direnç bekliyor. 10 Mayıs 2026 tarihine kadar devam edecek olan “Vessel & Voyager” sergisi, kriz zamanlarında üretmenin ne anlama geldiğine dair 25 farklı sanatçının mahrem ve eşsiz bakış açısını bir araya getiriyor.
Küratörlüğünü Clara Herrmann ve Linnéa Meiners’ın üstlendiği sergi, ismini “kaplar” ve onların içinde seyahat eden “hikâyeler/bireyler” temalarından alıyor. 2024-25 JUNGE AKADEMIE bursiyerlerinin çalışmalarından oluşan bu seçki, sürekli değişen benliğimizin, tarihlerimizin ve gezegenimizin ortak lifleriyle örülmüş bir ağ gibi karşımıza çıkıyor.
Sergi, Marina Naprushkina’nın “Mama, How Much Longer?” adlı 12 dakikalık video çalışmasıyla etkileyici bir başlangıç yapıyor. Çocukların Arnavutluk kıyılarındaki oyunlarını izlerken, Ursula K. Le Guin’in meşhur “Kurgunun Heybe Teorisi” metnini dinliyoruz. Naprushkina; tarihi domine eden o yıkıcı, “kahramanca” anlatıları, sıradan olanın, kadının ve gündelik yaşamın küçük ama hayati detaylarıyla zıtlaştırıyor.
Ilit Azoulay’ın “Queendom” serisi de erkek egemen tarihsel anlatıları merkezden uzaklaştırma temasını sürdürüyor. Orta Çağ İslami metal kaplarının devasa fotomontajları, bir Filistinli şifacı ile iş birliği içinde oluşturulan ses enstalasyonuyla birleşerek izleyiciyi tarihin izlerini bugüne taşıyan bir tefekkür haline sürüklüyor.
Serginin mekânsal yerleşimi, malzemenin gücünü her adımda hissettiriyor:
Eva Dessecker – “La Trama”: Üç metrelik devasa bir ahşap dokuma tezgahı, kırmızı ipliklerle taşları ve imgeleri birbirine bağlıyor. Bu yoğun doku, nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bir sürekliliği ve toplumsal onarım ihtiyacımızı simgeliyor.
Sarah Doerfel – “Night Scout”: Lateks, metal ve cerrahi aletlerin kullanıldığı bu yerleştirme, vücudumuzun derinlikleri ile yeraltı mağaraları arasındaki ayrımı bulanıklaştırıyor.
Hrishikesh Pawar – “If My Body Is a House”: Dansçıları ve Parkinson hastalığı ile yaşayan bedenleri bir araya getirerek hareketin ve paylaşılan deneyimin sınırlarını keşfediyor.
Nina Emge: 1990’ların Zürih’indeki Siyah kadınların seslerini bir foto-kolaj serisiyle yükselterek hikâye anlatıcılığının şiddet zamanlarında bile nasıl hayatta kaldığını gösteriyor.
Sergi sadece bir izleme alanı sunmakla kalmıyor, temalarını iki önemli etkinlikle derinleştiriyor:
17 Nisan 2026 (13.00-21.00): “Songs of Serpents” sempozyumu; sanat, ekoloji ve ekofeminizm üzerine yoğunlaşacak.
25 Nisan 2026 (15.00-22.00): “Echoes, Ghosts, Songs & Soils” performans programı; ses, hareket ve hikâye anlatıcılığını bir araya getirecek.
“Vessel & Voyager”, bize krizlerin ortasında çözümler sunmuyor; bunun yerine krizle, bakım (care) pratiğiyle ve devam etme arzusuyla nasıl bir ilişki kurabileceğimizi sorgulatıyor.






