
İstanbul’un kalbi İstiklal Caddesi’nde, betonun ve tarihin arasından sıyrılıp içeri adım attığınızda sizi karşılayan o kadim sinema kokusu, mart ayında bambaşka bir enerjiyle harmanlanıyor. İBB Beyoğlu Sineması, bu ay pencerelerini sadece caddeye değil; kuzeyin puslu fiyortlarına, modern kadının varoluş sancılarına ve sinemanın zamansız dâhilerine açıyor. Mart ayı, takvimde bir günden ibaret değil; burada kadınların üretim pratikleri, hikâyeleri ve sinematik dehaları tüm aya yayılan bir festivale dönüşüyor. Binamızın bu katında mart boyunca hava oldukça dinamik; bir yanda kuzeyden esen sert ve entelektüel rüzgârlar, diğer yanda Greta Gerwig’in pastel ama derinlikli dünyasıyla ısınıyoruz. Neden bu ay Beyoğlu Sineması’nın koltuklarına yerleşmelisiniz? Çünkü sinema sadece izlemek değil, bu büyük şehrin hafızasında ortak bir duyguda buluşmaktır. İster bağımsız bir yerli yapımda kendinizi arayın, ister kuzey sinemasının o mesafeli ama büyüleyici atmosferinde kaybolun; bu mart Beyoğlu’nun perdeleri her zamankinden daha çok sesli ve daha renkli.
Binamızın Ülke Sineması köşesinde, 5-7 Mart tarihlerinde kuzeyin o kendine has, mesafeli ama derinlikli anlatı geleneği konuk oluyor. Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Norveç ve İsveç’ten süzülüp gelen beş etkileyici yapım, kışın son demlerinde İstanbul’un ruhuna dokunmaya hazırlanıyor. Seçki, modern sinemanın dâhilerinden Ruben Östlund imzalı Force Majeure / Turist ile açılışını yapıyor. İnsan doğasının kriz anlarındaki kırılganlığını ustalıkla deşen bu yapım, Nordik sinemasının neden bu kadar sarsıcı olduğunun bir kanıtı niteliğinde.
Programın devamında Henrik Martin Dahlsbakken’in yönettiği Munch ile bir dâhinin zihnine yolculuk yaparken; Katja Gauriloff’un Je’vida’sı ile kültürel belleğin izini sürüyoruz. İzlanda’dan Hlynur Pálmason’un The Love That Remains ve Danimarka’dan Nikolaj Arcel’in Toprak Uğruna filmleri, coğrafyanın karakterler üzerindeki o kaçınılmaz etkisini perdeye taşıyor. Kuzeyin o sessiz ama çığlık dolu sineması, Beyoğlu’nun kalbinde yankılanacak.
Bu katın havası mart ortasında biraz daha renkli ama bir o kadar da sorgulayıcı. Yakın Plan kuşağı, bu ay modern sinemanın en güçlü kadın seslerinden biri olan Greta Gerwig’e ayrılıyor. Gerwig’in kariyer basamaklarını simgeleyen Frances Ha, Lady Bird, Little Women ve küresel bir fenomene dönüşen Barbie, izleyiciyi kadının toplumdaki konumunu, büyüme sancılarını ve hayallerini yeniden düşünmeye davet ediyor.
Sadece izlemekle yetinmiyoruz; Lady Bird gösteriminin ardından Tülin Özen ile gerçekleştirilecek olan “Greta Gerwig Sineması ve Sinemada Kadın Temsili Üzerine” söyleşisi, perdedeki imgeleri zihnimizde birer tartışma alanına dönüştürecek. Eğlenceyi de ihmal etmiyoruz; Hüma Deniz Çahan ve Esra Güzel ile Frances Ha! üzerine yapılacak Quiz Night, sinemaseverleri interaktif bir keşfe çıkaracak. Kazan dairesinden yükselen yaratıcı dumanlar, bu ay Gerwig’in cesur vizyonuyla daha da yoğunlaşıyor.
İBB Beyoğlu Sineması, kadın hikâyelerini bir güne sığdırmayı reddederek tüm martı bir kutlama ve tartışma alanına çeviriyor. Emine Yıldırım’ın festivalleri sarsan Gündüz Apollon Gece Athena filmi ve Özlem Çıngırlar’ın Kayıtsız yapımı, yerli sinemamızın kadın yaratıcılığındaki gücünü sergiliyor. Kısa film seçkisindeki eserler ise Nazan Kesal’dan Deniz Cengiz’e, Şirin Bahar Demirel’den Esra Güzel’e uzanan geniş bir yelpazede “kadın işçi olmak”tan “zarafet ve şiddet arasındaki denge”ye kadar pek çok hayati meseleyi gündeme taşıyor.
Ayrıca Fransız Kültür Merkezi iş birliğiyle düzenlenen Frankofon Film Festivali, Avrupa sinemasının zarif örneklerini sunarken; Belma Baş’ın Zefir ve Bilge Olgaç’ın İpekçe filmleriyle yakın dönem bağımsız sinemanın tozlu ama değerli sayfalarını aralıyoruz. Beyoğlu Sineması, bu mart sadece bir gösterim mekânı değil; söyleşileri, atölyeleri ve her yaştan izleyiciye hitap eden çocuk matineleriyle yaşayan, nefes alan bir kültürel ekosistem sunuyor.






