
Londra’nın sisli sabahlarından Berlin’in gri ama bir o kadar da diri sokaklarına doğru uzanıyoruz. Bazen şehrin gürültüsünde duymadığımız, yabani ot muamelesi yapıp yanından geçtiğimiz o küçük ama inatçı sesler, bazen en büyük devrimlerin habercisidir. Apartman No:26’nın bu katında, Berlin’in yeraltı enerjisini yüzeye çıkaran, istenmeyen olanın güzelliğine odaklanan bir keşfe çıkıyoruz.
Neden bu sergiyi ajandanıza eklemelisiniz? Çünkü “Uglier, Louder, Taller, Weirder – Hearing the Weeds Grow”, bize sadece bitkileri değil; dilde, sanatta ve gündelik hayatta “yabani” kabul edilen her şeyin aslında nasıl birer direniş öznesi olduğunu anlatıyor. Eğer siz de sistemin pürüzsüz mermerleri yerine, çatlaklardan sızan hayat hikayeleriyle ilgileniyorsanız, Galerie im Turm’un koridorlarında yankılanan bu fısıltılara kulak vermelisiniz.
Berlin’in simge mekanlarından Galerie im Turm, 11 Şubat – 15 Mart 2026 tarihleri arasında bizi ezber bozan bir seçkiyle karşılıyor. Projenin ikinci ayağı olan bu sergi, yabani otları sadece bir metafor olarak değil, aktif bir “eylem biçimi” olarak merkeze alıyor.
Sahi, bir şeyi ne zaman “yabani” veya “istenmeyen” ilan ederiz? Sergi küratörleri Anaïs Senli, Lorena Juan, Sonia Fernández Pan ve Syvia Sadzinski; bu sorunun cevabının bizden çok, o şeyi tanımladığımız zaman ve mekanla ilgili olduğunu hatırlatıyor.
Sergi, her hafta farklı bir sanatçının video çalışmasına odaklanan dinamik bir yapıya sahip. Apartmanımızın bu katında dumanlar yükselirken, her hafta başka bir hikaye ekranlara düşüyor:
1. Hafta (11.02 – 15.02): Marta Popivoda – Landscapes of Resistance Yugoslavya’nın ilk kadın Partizanlarından 97 yaşındaki Sonja’nın anılarına bir yolculuk. Auschwitz’deki direnişten bugünün antifaşist nesline uzanan, manzaranın nasıl bir anlatıcıya dönüştüğünü gösteren sarsıcı bir belgesel.
2. Hafta (16.02 – 22.02): Crystal Z Campbell – Makahiya Filipinler’in tropikal manzaralarında geçen bu deneysel film, “utangaç” bir bitki üzerinden sömürge tarihini ve hafızayı sorguluyor.
3. Hafta (23.02 – 01.03): Ellinor Aurora Aasgaard & Zayne Armstrong – Los Tres Puntos Berlin’in hostel kültüründen astroloji podcast’lerine uzanan bir hiciv. Mesaj yazılırken beliren o “üç nokta”nın sesini duyabilen bir karakterle tanışmaya hazır mısınız?
4. Hafta (02.03 – 08.03): John Smith – Being John Smith İngiltere’nin en jenerik ismine sahip olmanın ironisi üzerine, mizah dolu bir otoportre.
5. Hafta (09.03 – 15.03): Laura Nitsch – Violett 20. yüzyılın başındaki Viyana’dan kuir ve işçi sınıfı direnişine dair arşiv parçalarını birleştiren hibrit bir anlatı.
Berlin’in bu “yabani” projesi sadece Galerie im Turm ile sınırlı kalmıyor. Proje önümüzdeki aylarda Berlin-Mitte’deki Bärenzwinger ve Neukölln’deki Galerie im Körnerpark’a da sıçrayacak. Yani bu inatçı otlar, tüm şehri sarmaya kararlı. Ayrıca, 23 Şubat’ta gerçekleşecek olan Los Tres Puntos’un Berlin prömiyerini kaçırmamanızı öneririz; dijital çağın anksiyetesini sanatla sağaltmak için birebir.
Serginin manifestosundan bir alıntı, belki de bugünlerde en çok duymaya ihtiyaç duyduğumuz şey olabilir:
“Birçok kişi yabani otların istilacı olduğunu söyler. Onların istilası aslında sadece var olma ve orada bulunma isteğidir. Bu suçlamalar genellikle tüm alanı kendisi için isteyenlerden gelir.”
Tıpkı o kaldırım çatlaklarındaki yeşillikler gibi, biz de bazen sistemin pürüzsüzlüğünü bozduğumuz için “yabani” sayılırız. Ama unutmayın, verimlilik ekonomisine hizmet etmeyi reddeden her şey, hayatın gerçek değerini taşır.
Berlin’in bu yeraltı enerjisi size ilham verdiyse, Apartman No:26’nın diğer katlarına da göz atmayı unutmayın. Belki Pikap katında bu serginin ruhuna uygun bir Berlin tınısı sizi bekliyordur.
Mekan: Galerie im Turm, Frankfurter Tor 1, 10243 Berlin
Ziyaret Saatleri: Hafta içi 12:00 – 18:00, Hafta sonu 14:00 – 19:00
Giriş: Herkese açık ve erişilebilir (Alman İşaret Dili desteği mevcut).






