
Berlin, her zaman olduğu gibi, teknolojinin soğuk rasyonelliği ile sanatın vahşi ruhunu birleştirmeyi biliyor. Aedes Architecture Forum, 14 Şubat’ta kapılarını açacak olan “Glitch in a Garden of Whispers” sergisiyle bizi, yapay zekânın (AI) sadece bir araç değil, bir “çevirmen” ve “bahçıvan” olarak konumlandığı bir dünyaya davet ediyor. Ana María Caballero ve Nicole L’Huillier’in işlerini bir araya getiren bu seçki, kelimelerin birer tohum gibi ekildiği ve algoritmaların bu tohumları hibrit gerçekliklere dönüştürdüğü bir laboratuvar gibi.
Küratör Clara Meister’in kurguladığı bu “bahçe”, alışık olduğumuz çiçeklerden değil; Borges’in labirentlerinden, Ursula K. Le Guin’in seslerinden ve dijital “glitch”lerden oluşuyor. no-26 okurları için bu sergi, Berlin’in yeraltı enerjisinin o yüksek tavanlı galerilerde nasıl rafine bir entelektüel derinliğe dönüştüğünün en taze kanıtı. Apartmanımızın bu katında hava biraz elektrikli, biraz da şiir kokulu; çünkü burada makineler sadece hesaplamıyor, aynı zamanda fısıldıyor.
Aedes Architecture Forum, Christinenstrasse’nin o karakteristik dokusunda bir deniz feneri gibi yükselirken, sergi mekânı da bir “çeviri bahçesi” olarak kurgulanmış. Serginin temel metaforu olan “tohum”, hem biyolojik bir başlangıcı hem de AI sistemlerindeki rastlantısallığı belirleyen o ilk parametreyi temsil ediyor.
Nicole L’Huillier, Cuchicheos (2022) adlı yerleştirmesiyle sesi fiziksel bir forma büründürüyor. Tavandan yere sarkan kauçuk benzeri membranlar, her biri birer hoparlör gibi çalışarak mekâna ses döküyor.
Sesin Göçü: Şilili şair Gabriela Mistral’in bir şiiri, Ursula K. Le Guin’in çevirisiyle buluşuyor ve ardından AI algoritmaları bu metni “yabancı seslere”, fısıltılara dönüştürüyor.
Hibrit Arşiv: Sergideki kuş benzeri nesneler, deprem titreşimlerinden akan suya kadar geniş bir ses yelpazesini, ziyaretçilerin sesleriyle harmanlayan yaşayan bir arşive dönüştürüyor. Kazan dairesinden yükselen o tanıdık gürültünün, burada nasıl birer senfoniye dönüştüğünü görmek büyüleyici.
Apartmanımızın en sakin ve derinlikli köşesi olan Çatı Katı’nda, Ana María Caballero’nun edebiyatla kurduğu bağın izini sürüyoruz. Caballero, Jorge Luis Borges’in Düşsel Varlıklar Kitabı’nı (Book of Imaginary Beings) yapay zekâ aracılığıyla yeniden yorumluyor.
Being Borges (2023) serisinde sanatçı, metinleri görsel birer şölene dönüştürürken aslında bir soru soruyor: Makineler hayal kurabilir mi? Yoksa sadece bizim hayallerimizin “önyargılı” birer yansımasını mı sunarlar?
Çevirinin İmkânsızlığı: Borges’in İspanyolca asıl metni, İngilizce çevirisi ve Caballero’nun kendi yorumu bir araya gelerek tek bir görsel oluşturuyor. Bu, tam da Borges’in Yolları Çatallanan Bahçe öyküsündeki gibi, tüm olasılıkların aynı anda var olduğu bir anı temsil ediyor.
“AI çevirileri asla tarafsız değildir; tıpkı bir tohumun toprağa düşmesi gibi, bir kelime de bir kulağa düşer ve orada binlerce olasılıktan sadece birine filizlenir.”
Bu sergi, tekniğin ötesinde bir “duygu analizi” sunuyor. AI’yı genellikle korkutucu veya ruhsuz bulanlara karşı, Caballero ve L’Huillier onun ne kadar “kırılgan” ve “şiirsel” olabileceğini gösteriyor. Bir “glitch”in (teknik hata) nasıl bir sanat eserine, bir fısıltının nasıl bir evrene dönüşebildiğini görmek, modern insanın teknolojiyle olan sancılı ilişkisine merhem gibi geliyor.
Sergi Tarihleri: 14 Şubat – 18 Mart 2026
Açılış: 13 Şubat Cuma, 18:30
Konum: Christinenstr. 18-19, 10119 Berlin






