
Londra sanat sahnesi, 2026 baharında modern sanatın en heyecan verici ve dokunsal isimlerinden birini, Loie Hollowell’ı ağırlamaya hazırlanıyor. Pace Gallery, sanatçının 2018’den bu yana Birleşik Krallık’taki ilk kapsamlı sunumu olan “Overview Effect” sergisini duyurdu. 4 Mart – 23 Mayıs tarihleri arasında izlenebilecek olan sergi, Hollowell’ın doğum sancıları sırasında hissettiği o uçucu duyumları soyutlama aracılığıyla yakaladığı yeni bir seriyi merkezine alıyor.
Hollowell’ın sanatı, on yılı aşkın bir süredir bedensel manzarayı; mandorla, lingam ve ogee gibi sembolik geometrik formlar ve kusursuz renk geçişleriyle inceliyor. Ancak bu sergi, sanatçının pratiğinde sadece biyolojik bir süreci değil, bilincin katmanları arasındaki o devasa perspektif kaymasını da işaret ediyor.
Sergi ismini, astronotların uzaydan Dünya’ya baktıklarında yaşadıkları o tarif edilemez, transandantal huşu ve evrensel bağ kurma hissinden alıyor. Hollowell, bu terimi kendi ikinci doğum deneyimine (evde, bir doğum havuzunda gerçekleşen) uyarlıyor.
Hastanede gerçekleşen ilk doğumunda kendini “parçalanmış” (Split Orb serisi) hisseden sanatçı, ikinci doğumunda sancı aralarındaki o kısa boşluklarda kendini dışarıdan ve yukarıdan gözlemlerken buluyor. Bu “beden dışı” deneyim, serginin temel kavramsal eksenini oluşturuyor:
Split Orb: Parçalanma, fiziksel zorluk ve bedensel bölünme.
Overview Effect: Huşu, bütünleşme ve sürecin kozmik bir ölçekte izlenmesi.
Sergideki her bir tablo, dikey olarak yerleştirilmiş iki skulptürel küreden oluşuyor. Bu kürelerin kesişimi, merkezde yatay bir mandorla yaratıyor. Hollowell’ın formları sadece görsel değil, aynı zamanda fiziksel:
Konveks ve Konkav: Tuvallerden dışarı taşan veya içine çöken küreler, hem hamile bir karnı hem de boşalmış bir rahmi simgeliyor.
İç İçe Geçen Bebekler: Bu küreler teorik olarak birer matruşka gibi iç içe geçebilir; bu da anne ve çocuk arasındaki sarsılmaz birliği simgeleyen matematiksel bir mantığı yansıtıyor.
Hollowell’ın renk kullanımı, bedensel hareketin ritmini kozmik bir derinlikle birleştiriyor. Sanatçı, keskin bir acıyı ve ardından gelen öforiyi temsil eden ana renkleri; grimsi, etsi ve morumsu tonlarla dengeliyor.
Şafak ve Alacakaranlık: Sergideki ilk üç tablo, sabah sisi altındaki ana renkleri araştırıyor; enerji burada yumuşak ve derinden geliyor.
Öğle Yoğunluğu: İki tablo, Kaliforniya güneşinin okyanus dalgaları ve çiçekli tepeler üzerindeki yansımasını kaydeden “öğle vakti” sertliğine sahip.
Gün Batımı: Son iki çalışma, alacakaranlığın derin tonlarında, ana renklere yakın ama daha ağır bir ışık kalitesini inceliyor.
Hollowell’ın tekniği de bu ikiliği destekliyor: Uzaktan bakıldığında kusursuz bir matematiksel hassasiyet sunan tuvaller, yaklaştıkça dokulu ve karmaşık fırça darbeleriyle izleyiciyi mikroskobik bir farkındalık alanına çekiyor. Uzayın sonsuzluğu ile yeni bir hayatın kırılganlığı, Hollowell’ın fırçasında aynı düzlemde buluşuyor.






