
Sinema dünyası 2026 yılında artık sadece “kim kimi dövüyor” ile ilgilenmiyor; seyirci artık o yumruğun neden atıldığının psikolojik faturasına bakıyor. James Bamford’ın yönettiği The Internship (2026), aksiyon türünü sadece bir adrenalin aracı olarak değil, kurumsal travmaların bir dışavurumu olarak kurgulayan yılın en çarpıcı örneklerinden biri.
Film, CIA tarafından çocukluktan itibaren birer “stajyer” (intern) adı altında suikastçı olarak yetiştirilen Renee’nin (Lizzy Greene) hikayesini merkezine alıyor. Ancak bu bir başarı hikayesi değil; bu bir kimlik iadesi talebi. Renee, kendisi gibi sistemin dişlileri arasında ezilen diğer “mezunları” bir araya getirerek, onları inşa eden (ve mahveden) kurumu içeriden yıkmaya karar veriyor.
“İntikam burada bir kaos değil; çalınmış bir çocukluğun ve gasbedilmiş bir kimliğin geri alınma eylemidir.”
Dövüş koreografisi ve dublör koordinatörlüğünden gelen James Bamford, yönetmen koltuğunda farkını konuşturuyor. Filmde CGI kalabalığı yerine viseral (içsel) ve fiziksel bir şiddet dili hakim.
Bamford’ın aksiyon anlayışını diğer türdaşlarından ayıran özellikler:
Vücut Dili Olarak Şiddet: Karakterler sadece dövüşmüyor, travmalarını her yumrukta dışa vuruyorlar.
Taktiksel Realizm: Çatışmalar dekoratif değil, CIA eğitiminin soğuk ve hesaplı mantığına sadık kalınarak kurgulanmış.
Pratik Efektlerin Gücü: 2026’nın “dijital yorgunluk” yaşayan seyircisi için gerçekçi dublör sahneleri bir vaha niteliğinde.
The Internship, 2026’nın en baskın sosyal trendlerinden biri olan kurumsal güvensizlik temasını iliklerine kadar taşıyor. Whistleblower (ifşacı) kültürünün ve devlet eliyle yürütülen şiddetin etik sorgulamasının zirve yaptığı bu dönemde film, faceless (yüzsüz) bir sisteme karşı bireyin isyanını simgeliyor.
Lizzy Greene, Renee karakterinde “sessiz ama derinden gelen” bir öfkeyi harika yansıtıyor. Onu sadece bir dövüş makinesi olarak değil, hayatı elinden alınmış bir kurban ve bu kurbanlıktan sıyrılan bir lider olarak izliyoruz. Megan Boone ve Sky Katz ise bu isyan grubunun farklı hayatta kalma stratejilerini temsil eden, derinliği olan yan karakterler olarak karşımıza çıkıyor.
The Internship, aksiyonun sadece göze hitap eden bir koreografi değil, bir dil olabileceğini kanıtlıyor. 80-90’ların “tek kişilik ordu” filmlerinden farklı olarak, bu film bir kolektif uyanış hikayesi. Eğer Hanna veya Bourne serisinin psikolojik katmanlarını sevdiyseniz, Bamford’ın bu sert ve dürüst başkaldırısına bayılacaksınız.
Puanım: 7.8 / 10






