
Fotoğraf tarihinin en sarsıcı ve dönüştürücü serilerinden biri olan “The Ballad of Sexual Dependency” (Cinsel Bağımlılık Baladı), yayınlanışının 40. yılında ilk kez tam haliyle Birleşik Krallık’ta izleyiciyle buluşuyor. Gagosian’ın Davies Street galerisinde 13 Ocak’ta kapılarını açan sergi, Nan Goldin’in 1973-1986 yılları arasında tuttuğu “başkalarının okumasına izin verdiği güncesi” niteliğindeki 126 fotoğrafın tamamını bir araya getiriyor. Bu retrospektif, sadece bir dönemin belgesi değil; toplumsal cinsiyet, samimiyet ve iktidar dinamikleri üzerine yazılmış radikal bir manifesto niteliği taşıyor.
Nan Goldin’in pratiği, geleneksel belgesel fotoğrafçılığın dışarıdan gözlemleyen mesafeli tavrını reddeder. Sanatçı, fotoğraflarını birer nesne seçimi olarak değil, doğrudan hayatının ve kurduğu ilişkilerin birer uzantısı olarak tanımlar. The Ballad, 70’li ve 80’li yılların New York yer altı dünyasındaki arkadaş gruplarını, sevgilileri, uyuşturucu etkisindeki anları ve ev içi şiddeti tüm çıplaklığıyla sunar.
Goldin için kamera, bir koruma kalkanı ya da bir silah değil; bağ kurmanın ve hatırlamanın bir yoludur. Serideki her bir kare, bir gözlemci tarafından değil, o anın içinde yaşayan bir katılımcı tarafından çekilmiştir. Bu durum, izleyiciye sunulan imajlara benzersiz bir samimiyet ve etik bir derinlik katar.
Goldin’in 1980’lerin başında fotoğraf dünyasını sarsan asıl başarısı, anlık ve ham görüntüleri çağdaş sanatın merkezine taşımasıdır. Formel ve kromatik açıdan radikal olan yaklaşımı, loş ışıklı barların, neon aydınlatmaların ve doğal olmayan doygun renklerin kullanımıyla karakterize edilir. Sıcak kırmızılar, donuk yeşiller ve yüksek kontrastlı gölgeler, Goldin’in sahnelerindeki melankoliyi ve tenselliği pekiştirir. Sanatçı, bu serisiyle fotoğrafı marjinal bir kayıt aracından, çağdaş sanatın en etkili anlatı disiplinlerinden birine dönüştürmüştür.
Nan Goldin sergi için yaptığı açıklamada, bu fotoğrafların artık “kaybedilen bir kuşağın kaydı” haline geldiğini belirtmektedir. AIDS krizinin ve bağımlılığın gölgesinde yitip giden bu generation (kuşak), Goldin’in lensinde sonsuza kadar canlı ve arzulayan varlıklar olarak kalmaktadır. Sanatçıya göre, bağlantı kurmanın zorluğu ve dönüşüm arzusu, 40 yıl öncesinde olduğu kadar bugün de dünyamızın temel gerçeği olmayı sürdürmektedir.
Nan Goldin’in bu başyapıtı, insan ilişkilerinin en karanlık ve en şefkatli yanlarını bir “balad” ritminde izleyiciye sunuyor. Eğer bugünlerde Londra’daysanız, modern görsel kültürü şekillendiren bu dürüstlük abidesini mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.






