
Sinema dünyası her zaman iki uç arasında gerilmiştir: Sanatsal özgünlük ve ticari zorunluluk. Amanbek Azhymat, ilk uzun metrajlı filmi Backstage Madness (2025) ile bu kadim çatışmayı Kırgızistan’ın tozlu ama büyülü bir köşesinden, Tallinn Black Nights Film Festivali’nin (PÖFF) ana sahnesine taşıyor.
2026 yılından geriye dönüp baktığımızda, 2025’in bu küçük bütçeli ama dev ruhlu filmi, bağımsız sinemanın “algoritma diktatörlüğüne” karşı en samimi başkaldırılarından biri olarak hafızalarda yer ediyor.
70 yaşındaki isimsiz bir senarist, daktilosunun başında yavaş sinema ve sanat filmi hayalleri kurarken; yeğeni olan genç yapımcı kapıyı tekmeyle açar. İstek nettir: “Dövüş olsun, yatak sahnesi olsun, aksiyon olsun ki yatırımcıyı ikna edelim.”
İşte bu noktada film, sıradan bir dramadan kopup absürt bir fanteziye dönüşüyor. Yaşlı yazarın daktilosundan çıkan her tuş sesi, bizi ucuz B-filmi estetiğine, kiralık katillere ve gerçeküstü anlara götürüyor.
Meta-Anlatı: Film, sinema endüstrisinin kendi kendisiyle dalga geçtiği, “film içinde film” katmanlarıyla dolu bir yapı sunuyor.
Kırgız Sinemasının Yükselişi: Sovyet dönemi mirasını arkasına alan Kırgız yönetmenler, artık yerel hikayelerini evrensel bir mizahla harmanlayabiliyor.
Mikro-Bütçe Mucizesi: Sadece 80.000 dolarlık bir bütçeyle, yaratıcılığın paradan daha güçlü bir para birimi olduğunu kanıtlıyor.
Backstage Madness, sadece bir film değil; içerik üretiminin fabrikalaştığı bir çağda, yaratıcı özerkliğin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatan bir ayna. Azhymat, slapstick komedi unsurlarını kullanarak, izleyiciyi bu derin hüzünle boğmak yerine, onları bu saçmalığa güldürmeyi tercih ediyor.
Filmin Tallinn’de kazandığı uluslararası görünürlük, 2026’nın yükselen trendi olan çevre sineması için de bir mihenk taşı niteliğinde. Fiziksel komedi, dil bariyerini aşarak Kırgızistan’ın dertlerini bir dünya meselesine dönüştürüyor.
“Eğer yaratıcı vizyonunuzu bir kez olsun piyasa taleplerine kurban ettiyseniz, bu filmdeki her daktilo tıkırtısı kalbinizde yankılanacak.”






