
Sundance Film Festivali, bağımsız sinemanın kalbinin attığı yer olarak 2026 seçkisini duyurdu. Bu yılki edisyon, Robert Redford’un vizyonuna ve Park City’nin tarihine bir veda niteliği taşımasıyla sinema dünyası için duygusal bir dönüm noktasını temsil ediyor.
Sundance Enstitüsü, 22 Ocak – 1 Şubat 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek olan festival için toplam 105 projeyi izleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor. Bu seçki, Robert Redford’un kurduğu bağımsız film ekosisteminin ne kadar dirençli ve küresel olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Festival komitesi, bu yılki seçimin ne kadar zorlu geçtiğini concrete (somut) verilerle ortaya koyuyor. Çeşitlilik ve temsil konusundaki istatistikler, festivalin yönünü net bir şekilde gösteriyor:
Toplam Başvuru: 164 ülkeden 16.201 proje.
Uzun Metrajlı Film Başvurusu: 4.255 adet.
Küresel Dağılım: Uzun metraj başvurularının 1.676’sı ABD’den, 2.579’u ise uluslararası arenadan geldi.
Yeni Kan: Seçilen 90 uzun metrajlı filmin 36’sı (%40) ilk kez yönetmen koltuğuna oturan isimlere ait.
Dünya Prömiyerleri: Seçkinin %97’si (94 proje) dünyada ilk kez Sundance perdelerinde seyirciyle buluşacak.
Bu kategori, her zaman festivalin en çok merak edilen ve Oscar yolculuğuna başlayan filmlerin beşiği olmuştur.
Carousel: Yönetmen Rachel Lambert, başrollerde Chris Pine ve Jenny Slate ile Cleveland’da geçen, boşanmış bir doktorun geçmişiyle yüzleştiği dokunaklı bir ikinci şans hikayesi sunuyor.
Josephine: 8 yaşındaki bir çocuğun Golden Gate Park’ta bir suça tanık olmasıyla değişen dünyasını anlatan filmde Channing Tatum ve Gemma Chan karşımıza çıkıyor.
Take Me Home: Koreli bir evlatlık olan ve bilişsel engelli 38 yaşındaki Anna’nın, ailesini ayakta tutma mücadelesini konu alan film, bu yılın en duygusal işlerinden biri olmaya aday.
“Premieres” bölümü her yıl olduğu gibi yüksek beklentili yapımlara ev sahipliği yaparken, “Midnight” kategorisi ise uykularımızı kaçırmaya kararlı.
Antiheroine: İkonik rock figürü Courtney Love’un 10 yılı aşkın süredir ilk kez yeni müziğini ve filtresiz hayat hikayesini paylaştığı belgesel, festivalin en büyük etkinliklerinden biri olacak.
The Gallerist: Natalie Portman ve Jenna Ortega’yı bir araya getiren bu kara komedi, Art Basel Miami’de bir cesedi satmaya çalışan umutsuz bir galericinin hikayesini anlatıyor.
Saccharine: Natalie Erika James’in yönettiği film, insan küllerini yiyerek zayıflamaya çalışan bir tıp öğrencisinin aç bir hayalet tarafından terörize edilmesini konu alıyor.
Bilim ve teknolojiyi en iyi şekilde harmanlayan filme verilen Alfred P. Sloan ödülünün bu yılki kazananı Andrew Stanton (Wall-E) imzalı “In The Blink of An Eye” oldu. Binlerce yıla yayılan üç farklı hikayeyi kesiştiren film; umut, bağlantı ve yaşam döngüsü üzerine bilimsel bir meditasyon sunuyor.
Park City’deki bu son dans, sadece bir veda değil; aynı zamanda Sundance’in dijital çağda nasıl evrildiğinin bir göstergesi. 29 Ocak’tan itibaren festivalin büyük bir kısmının online platform üzerinden tüm ABD’ye açılacak olması, bağımsız sinemanın demokratikleşmesi adına kritik bir adım.






