Londra’nın Mortimer Sokağı’ndaki rasyonel düzenden çıkıp Ab-Anbar’ın eşiğinden geçtiğiniz an, sizi karşılayan şey sadece bir sergi değil, havada asılı duran ve sanki nefes alan bir hafıza labirenti oluyor. Yılın son günlerinin o ağırbaşlı dinginliği galerinin içine sızmışken, tavandan sarkan devasa pamuklu kumaşların arasında yürümeye başladığınızda, kendi bedensel varlığınızın bu devasa silüetler karşısında nasıl küçüldüğünü hissediyorsunuz. Her bir adımda kumaşların hafifçe salınması, Amin Bagheri’nin "Hyle" adını verdiği o şekilsiz ilk maddenin yavaş yavaş bir form kazanmaya başladığına dair tekinsiz bir his uyandırıyor.






