68projects by KORNFELD’de “MADE IN PARIS”

TowerBerlinSokak1 ay önce58 Tıklanmalar

Küratör: Heinz-Norbert Jocks
 10 Ocak 2026 tarihine kadar

Paris, 19. yüzyıldan 1950’lere kadar “sanatın başkenti” diye anıldı. Sonra New York, Soyut Dışavurumculukla birlikte sahnenin ağırlık merkezini kendine çekti; Seine kıyısındaki şehir bir süre uluslararası bakışın periferisinde kaldı. Son yıllarda ise Paris yeniden gündemde: küresel galerilerin şehre yerleşmesi, Art Basel’in eski FIAC’ı devralarak Paris ayağını üstlenmesi derken, şehir tekrar “herkesin konuştuğu” bir merkez hâline geldi.
Fakat ilginç bir boşluk var: Paris’e dair bu yükselen konuşmanın içinde orada yaşayan ve üreten sanatçılar şaşırtıcı biçimde az duyuluyor.

Made in Paris tam da bu boşluğa bakıyor. Küratör Heinz-Norbert Jocks’un KUNSTFORUM International için hazırladığı aynı başlıklı özel sayıyla eşzamanlı kurgulanan sergi, Paris’te yaşayan ve çoğu Almanya’da nadiren ya da hiç sergilenmemiş 12 sanatçıyı 68projects by KORNFELD’de bir araya getiriyor. Çizimden resme, heykelden seramiğe, fotoğraftan videoya uzanan seçki, Paris’i bir “mitoloji” olarak değil, canlı bir üretim ekosistemi olarak okumayı öneriyor: estetik eğilimlerin, kimlik politikalarının, beden anlatılarının, malzeme ve zanaatın, teknolojiyle kurulan ilişkinin aynı anda hareket ettiği bir sahne.

Sergi okuması: Paris’i “tek bir üslup”a indirgemeyen bir harita

Serginin en net tavrı, Paris’i homojen bir okul gibi göstermemesi. Burada “şehir” bir arka plan değil; her sanatçının pratiğinde başka bir yere sızan bir koordinat.

  • Stéphane Couturier, fotoğrafı mimari ve kent üzerinden kuruyor: şehir, sürekli dönüşen küresel bir gerçeklik olarak ele alınıyor; yapıların yüzeyleri bir tür zaman kaydı gibi okunuyor.

  • Thomas Buswell (İsviçre), çizim–resim–heykel–yerleştirme–ses arasında dolaşan pratiğiyle doğa ile modern konforun, çekim ile itimin gerilimlerine yaslanıyor; sanki “kişisel bir ekosistem” tasarlıyor.

  • Edi Dubien, Art Brut’tan beslenen sezgisel bir dille hayvanı “kaybedilmiş içgüdünün” simgesi ve insanın aynası olarak kuruyor; türler arası eşitlik fikrini ısrarla öne çıkarıyor.

  • Émile Degorce-Dumas, seramik ve resim arasında antik mitleri gündelik hayatla çarpıştırıyor: mahrem olanla evrensel, sıradanla “kutsal” yan yana geliyor. Antimachus’a (zehirli, dev bir kelebek; tırtılı ve kozası bilinmeyen) adadığı işler, metamorfoz ve muamma fikrini bir tür çağdaş masal gibi taşırken, gündelik jestlerin içinde eski anlatıların hâlâ yaşadığını hatırlatıyor.

  • Guadeloupe doğumlu Kenny Duncan için üretim, doğrudan “ruhsal” bir eylem: topladığı fetiş nesnelerinden, koruma ve tehlike fikriyle ilişkili tılsımlı heykeller kuruyor.

  • Liang Fu, fotoğraflardan yola çıkan resimlerinde figürü yarı saydam kumaş katmanlarının arkasına saklıyor; varlık ile yokluk arasında akışkan bir eşik yaratıyor.

  • Marina Gadonneix, görülen gerçeklik ile simülasyon arasındaki ilişkiyi inceliyor; bilimsel ya da muammalı fenomenlerin yapay yeniden üretimi üzerinden “kanıt” ve “sahne” kavramlarını tersyüz ediyor.

  • Fotoğraf ve performans arasında çalışan Augustin Lignier, küçük jestlere (örneğin bir göz kırpmaya verilen tepkiye) ve görünmez eylemlere (nefes almak gibi) odaklanarak bedenin gündelik koreografisini görünür kılıyor.

  • Ukraynalı Viktoriia Oreshko, bedeni “yokluğun varlığı” gibi ele alırken kimlik, hafıza ve dayanıklılık temalarını resmin alanında sıkıştırıp genişletiyor.

  • İranlı ressam ve aktivist Alireza Shojaian, Tahran’dan ayrılmak zorunda kalmış bir sanatçı olarak, queer varoluşun bastırıldığı bir zeminden konuşuyor; bu sergide Paris’in “sığınak” ya da “mesafe” olarak ne anlama gelebileceğini de düşündürüyor.

  • Zanaatla yakın bağ kuran multidisipliner Vincent Voillat, ekstraktivizmden insan-dışı varlıklarla (özellikle taş/mineral dünya) hiyerarşisiz ilişkilere uzanan bir birlikte yaşama anlatısı kuruyor.

  • Çin’de seramiğin geleneksel merkezlerinden Foshan doğumlu Jiechang Yang, seramik ve kaligrafi arasında gidip geliyor; güncel olaylar ve Batı sanatıyla kurduğu diyaloğu, kendini “seramik bir iskelet” olarak resmettiği oto-ironik bir dille sahneliyor.

Sonuçta Made in Paris, Paris’i “yeniden yükselen bir pazar” klişesinden çıkarıp, sanatçının malzemeyle, bedenle, mitlerle ve çağın politik çatlaklarıyla kurduğu ilişki üzerinden okuyan bir seçki. Serginin gücü, tek bir estetiğe yaslanmak yerine, güncel sanatın bugün en çok dolaştığı soruları (temsiliyet, beden, kimlik, zanaat/teknik, gerçeklik/simülasyon, doğa-insan-insan-dışı) aynı odada farklı hızlarda konuşturmasında.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3