Londra’nın kış soğuğuna inat, Mayfair’in kalbindeki Hanover Square bu günlerde Uganda’nın tozlu rüzgarlarından taze yağmur kokularına uzanan çok katmanlı bir “bahçeye” ev sahipliği yapıyor. Apartman No: 26’nın sanat rotasında bu hafta; rotamızı Londra’nın biraz dışına, modernist mimarisiyle dikkat çeken Milton Keynes’e ve çağdaş figüratif resmin en güçlü seslerinden biri olan Lynette Yiadom-Boakye’nin küratöryel vizyonuna çeviriyoruz.
MK Gallery’de 25 Ocak 2026 tarihine kadar devam edecek olan “To Improvise A Mountain” sergisi, bir sanatçının başka sanatçıların dünyasına duyduğu derin hayranlığın ve kişisel bağın bir dökümü niteliğinde. Lynette Yiadom-Boakye, bu sergide sadece bir küratör değil, aynı zamanda bir okuyucu ve bir hayran olarak karşımıza çıkıyor. 19. yüzyıldan günümüze uzanan geniş bir zaman diliminden seçtiği eserler; şiirsellikleri, içsel mantıkları ve her şeyden öte o tarif edilemez “güçleri” nedeniyle bu seçkiye dahil edilmiş.
Serginin ismine ve ruhuna ilham veren şey, caz efsanesi Miles Davis’in 1971 tarihli ‘Inamorata’ şarkısındaki bir dize: “Okyanus tarif edilebilir mi?” Bu soru, serginin temel felsefesini oluşturuyor; açıklanması güç olan, ancak ritmi, hissi ve derinliğiyle izleyiciyi içine çeken bir sanat anlayışı. Pierre Bonnard ve Édouard Vuillard gibi Post-Empresyonist ustalardan, The Otolith Group’un radikal video denemelerine; Samuel Fosso’nun kimlik sorgulayan otoportrelerinden Toyin Ojih Odutola’nın büyüleyici çizgilerine kadar uzanan bu yolculuk, izleyiciyi kimlik, güzellik ve mahremiyet gibi evrensel temalar arasında meditatif bir yürüyüşe çıkarıyor. Yiadom-Boakye’nin kendi resimlerinde de hissettiğimiz o sessiz ama yoğun atmosfer, seçtiği her bir fotoğrafta, heykelde ve çizimde yeniden yankılanıyor. Burada her sanatçı kendi dilini baştan yaratıyor ve ortaya çıkan şey, açıklanmaya muhtaç olmayan saf bir büyü oluyor.