
Bugün 8 Ocak 2026 Çarşamba; geride bıraktığımız yılın sanatsal izdüşümlerine bakmak için mükemmel bir gün. Apartman No:26 editörleri tarafından hazırlanan “2025’in En İyi 10 Sergisi” seçkisi, sanat dünyasının sadece estetik bir arayışta olmadığını; aksine eşiklerde, sınırlarda ve ara alanlarda bir hakikat arayışına girdiğini kanıtlıyor.
2025 yılı boyunca sergilerde karşımıza çıkan ana tema; çürüme veya bozulmanın bir kayıp değil, yeni bir oluşuma geçiş kapısı olduğuydu. İşte dünyanın dört bir yanından, zihnimizde iz bırakan o 10 durak:
Bu kategorideki sergiler, kişisel tarihin toplumsal bellekle nasıl kesiştiğini inceliyor.
Emma Prempeh | “Belonging In-Between” (Lagos, Nijerya): Londra doğumlu sanatçı, annesinin 40 yıl sonra Karayipler’e dönüş yolculuğunu merkeze alıyor. Binaların ve figürlerin yoğun bitki örtüsü altında eridiği tuvaller, hatıraların bulanıklığını ve aidiyetin parçalı yapısını yansıtıyor.
Thread Memory: Palestine Embroidery (Cidde, Suudi Arabistan): Filistin nakış sanatı üzerinden bir direniş arşivi. 1920’lerden kalma kan lekeli bir elbise veya 1987 İntifada’sının gizli renkleri; nakışın sadece bir zanaat değil, bir yaşam kaydı olduğunu gösteriyor.

Bu kategorideki sanatçılar, bedeni ve endüstriyel malzemeleri sadece birer araç değil; zamanın ve deneyimin izlerini taşıyan yaşayan birer arşiv olarak ele alıyor.
Candice Lin & Kang Seung Lee (Seul, Güney Kore): Sanatçıların ortak pratiğinde deri, toplumsal ve bireysel hafızanın kaydedildiği en mahrem yüzey olarak konumlanıyor. “Vomit Clock” gibi eserler üzerinden bedensel süreçleri birer arşivleme yöntemi olarak sunan ikili, biyolojik döngülerin tarihsel travmalarla nasıl kesiştiğini sarsıcı bir dille sorguluyor.
Reginald Sylvester II (Akra, Gana): Gana’nın Akra şehrinde, brütalist beton yapıların sertliği içinde yükselen çelik ve kauçuk yerleştirmeler, endüstriyel malzemelerden örülmüş ruhani kapılar sunuyor. Sylvester II, maddenin soğuk ve katı ağırlığını kullanarak, inancın ve ruhun bu brütal yapılar içindeki maddesel arşivini mistik bir atmosferde kurguluyor.
Shinro Ohtake (Tokyo, Japonya): Tokyo’da Ohtake, reçineyle kaplanmış ve zamanla adeta kendi kendini yiyen film levhalarıyla malzemenin kendi yıkımını belgeliyor. Bu levhalar, arşivlemenin sadece bir koruma eylemi değil; aşınmanın, solmanın ve yok oluşun da başlı başına bir hafıza kaydı olabileceğini kanıtlayan sarsıcı birer görsel kanıt niteliği taşıyor.
Geleneksel bienal formatlarının dışına çıkan, zanaat ve topluluk odaklı büyük ölçekli buluşmalar.
Bukhara Biennial (Buhara, Özbekistan): 2000 yıllık tarihi merkezde, uluslararası sanatçılarla yerel zanaatkârların iş birliği. Editörler bunu, sanat dünyasındaki bienal yorgunluğuna bir antidot olarak tanımlıyor.
Islamic Arts Biennale (Cidde, Suudi Arabistan): Batı Hac Terminali’nde düzenlenen bu edisyon, antik el yazmalarıyla çağdaş yerleştirmeleri bir araya getirdi. Kabe’nin örtüsü olan Kiswah‘ın ilk kez Mekke dışında sergilenmesi, sergiye devasa bir manevi ağırlık kattı.
Taipei Art Biennale (Taipei, Tayvan): “Ufuktaki Fısıltılar” başlığıyla, evrensel bir özlem duygusuna odaklanan, yerel siyasi baskılarla uluslararası angajmanı dengeleyen bir başarı öyküsü.

Bireysel seslerin rejimlere ve toplumsal kabullere meydan okuduğu sergiler.
Lee Bul | “From 1998 to Now” (Seul, Güney Kore): Sanatçının ünlü Cyborg serisinden bugüne uzanan yolculuğu. Ütopik mimarilerin ve büyük anlatıların aslında ne kadar parçalı ve toplama olduğunu kanıtlayan bir retrospektif. (Not: Sergi 2026’da M+ Müzesi’ne taşınacak).
Shilpa Gupta | “Lines of Flight” (Dubai, BAE): Sınırlar, göç ve baskı araçları üzerine bir inceleme. Tavandan sarkan mikrofonların hoparlöre dönüştüğü ve şehit edilmiş aktivistlerin şiirlerini fısıldadığı Listening Air yerleştirmesi, 2025’in en unutulmaz anlarından biriydi.
Apartman No:26 Notu: 2025 sergileri bize şunu fısıldadı: Bir insanı susturabilirsiniz ama inançlarını asla. Rejimler bireyleri yok edebilir ama bir halkın hafızasını silemez. Tıpkı kış güneşinin karanlıktan sonra doğması gibi, hakikat de eninde sonunda yüzeye çıkar.






