1661’den Gelen Kehanet: “You & I are Earth”

TowerBerlinSokak3 ay önce144 Tıklanmalar

Düsseldorf’un sanat takviminde, ismini 350 yıl öncesinden gelen bir fısıltıdan alan, toprağa, maddeye ve varoluşun döngüsüne dokunan çok özel bir sergi var. Apartman No: 26’nın keşif rotasına, SETAREH Düsseldorf’un ev sahipliği yaptığı “You & I are Earth” sergisini ekledim.

Sergi 6 Ocak 2026’da sona eriyor. Yeni yıla girerken “biz kimiz ve neyden yapıldık?” sorusunu estetik bir dille sormak isterseniz, bu sergi tam size göre.

Hikaye 1661 yılında, Londra’da isimsiz bir zanaatkarın kilden sığ bir tabak yapıp üzerine kobalt mavisi harflerle şu cümleyi kazımasıyla başlıyor: “You & I are Earth” (Sen ve Ben Toprağız).

Yüzyıllar sonra toprak altından çıkarılan bu tabak, sadece bir mutfak eşyası değil, evrensel bir gerçeğin manifestosuydu. Hepimiz, bizi şekillendiren ellerle aynı maddeden, yani topraktan geliyoruz.

Lexia Hachtmann, Pauline Rintsch ve Johanna Seidel; işte bu farkındalığı alıp, insan ile çevre, beden ile manzara arasındaki o geçirgen eşiği araştırıyorlar.

Jeolojik Katmanlar Gibi Resim: Lexia Hachtmann

Lexia Hachtmann’ın eserlerine baktığınızda, boyanın sadece yüzeye sürülmediğini, adeta jeolojik bir süreç gibi biriktiğini görüyorsunuz.

Sanatçı, pigment katmanlarını tıpkı yer kabuğundaki tortul tabakalar gibi inşa ediyor. Bu yaklaşımda jest, zamanın bir kaydına dönüşüyor. Figürasyon ile soyutlama arasında gidip gelen bu eserlerde, insan varlığı doğadan ayrı bir “özne” değil; sürekli bir malzeme ilişkileri alanı içindeki tortulardan biri olarak karşımıza çıkıyor.

Bakışın Yoğunluğu: Pauline Rintsch

Pauline Rintsch ise konuyu daha ev içi, daha mahrem bir ölçeğe taşıyor. Portrelerinde, birine bakmanın ve biri tarafından görülmenin o zamansal yoğunluğunu hissediyorsunuz.

Onun fırça darbeleri, yakınlaşma ve geri çekilme arasındaki o ince dansı görünür kılıyor. Rintsch’in figürleri, arka plandan kopuk değil; aksine aynı değişken alanın içinde eriyen, dönüşen formlar olarak beliriyor.

Rüyalar ve Semboller: Johanna Seidel

Johanna Seidel’in resimleri ise rüyalardan, tarihten ve mitlerden beslenen şiirsel bir dil konuşuyor. “Ten of Wands” (Değnek Onlusu) gibi eser isimleri, yük ve sorumluluk gibi arketiplere gönderme yapıyor.

Sanatçının paleti toz ve toprağı andırıyor; sanki her imge sessizce kendi maddi kökenine dönüyormuş gibi. Figürler ve manzaralar kenarlarda bulanıklaşıyor, sabit bir kimlikten ziyade bir “oluş” halini simgeliyor.

Düsseldorf’ta olanlar için, toprağın hafızasını ve maddenin şiirini dinlemek adına son şans.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3